6. bölüm "Seni seviyorum!"
5. kısım


        Aysun, Ulaş'ı, iki saat önce telefonla aramıştı. "Câncağızım," demişti, "Öğle arasında biraz dertleşelim mi?"
        "Cân Aysun, bu, hiç de kötü bir düşünce olmaz. Birazcık kafa dağıtırım. Kıran Kafe'de anlaşalım mı?"
        Karar vermişlerdi ve şimdi, Duygu Dağbayır'ın koruması altında, ufak-tefek bir şeyler atıştırarak, biri, bir bardak bira, diğeri de, kırmızı şarap içiyordu.
        "Sanırım, cumârtesi günkü güzel deneyimini inkâr edemeyeceğim." Ulaş, tatlı-tatlı gülümsüyordu. "'Belki birazcık deneyimi olan benimle, konuşmak istersin,' diye düşündüm."
        "Sözünü ettiğin deneyimim, gerçekten unutulmaz güzellikteydi. Tadı, hâlâ damağımda."
        "Câncağızım, senin, gözlerin konuşuyor. Başka söze gerek yok."
        "Peki; bana yardımcı olacak mısın?"
        "Şu âna kadar, çok şeyi dosdoğru yaptın. Ama ara-sıra, sınırları aşıyorsun! Örneğin cumârtesi günkü o utandırıcı tavrın, aslında affedilmezdi. Benim taktiğimle, affedilmez tavrın, senin leyhine sonuçlandı."
        "Peki, sen, ne yaptınm da, Gizem Efendim, bana geldi?"
        "Onunla öpüştüm; ilk kez, onunla, bir 'aşk öpüşü' paylaştım. Şefkât dolu bir öpüş, ama yine de bir 'aşk öpüşü' idi. O da, o sırada, sevişme özlemi sezindi; ilk ve tek seçeneği, sen oldun; ve sana geldi!"
        "Sizi, öpüşürken, görmek isterdim."
        "Bunun da sırası gelecek belki. Sabır, ey sabır!" Güzel sarışın, gülümsüyordu.
        "Benim, doğru yolda olduğumdan, emîn misin?"
        "Hâyır! Az önce de vurguladığım gibi, sabrın kıt. Bırak haftaları, aradan aylar bile geçse, onun peşine düşme. Çünkü sen, nasıl olsa, onun malısın."
        Ulaş'ın yüzü, parlıyordu.

***

        Çağdaş Kumaşçıgil, Tankut Kule'nin giriş kapısına varınca, girişin sağ yanındaki uyarı tabelâsı, onu güldürdü. İçeri girip, danışmaya vardı. "Ben, Çağdaş Kumaşçıgil. Tan Tankut adında birisi, beni bekliyor olmalı."
        Danışmadaki kadın, şaşırdı. "Nasıl yâni?"
        "Ben, hapishânedeydim. Kendisi, çavuş Akın Kuğulu yoluyla, bana haber saldı; hapisten çıktığım gün, doğrudan kendisini görmeye gelmemi istemiş."
        Görevli kadın, telefonu açıp birisiyle konuştu. Çağdaş, o arada, giriş salonunu gözden geçirdi.
        Kadın, telefonu kapadı ve Çağdaş'a döndü. "Bakın, bayım, yakında bir berber var; oraya gidip, traş olun. Bay Tankut'un, sakallılara karşı aşırı alerjisi var."
        "Ama o sakal, benim hapishâne hâtıram."
        Kadın, bu sefer güldü. "İyi ya! Hapishâne anılarınızı unutmak, dahâ doğru olmaz mı?"
        "Sayın bayan! Ben, Bay Tankut'la değil, o, benimle görüşmek istiyor."
        "Öyle olsa bile, kendisinin katı kuralları var. Onunla görüşmeyi istemiyorsanız, geri dönebilirsiniz. Ama görüşmek istiyorsanız, sakal kesilecek! Aksi hâlde şuradan öteye geçemezsiniz."
        Çağdaş, el sallayarak, uzaklaştı; ve ana kapıdan dışarı çıktı.
        Binâdan dışarı çıkıp, Anadar Caddesi'ne varınca, kuzeyden gelen iki sarışın kadın, dikkatini çekti. Kadınlardan biri, orta yaşlı, diğeri ise, ilkinden epeyce gençti. Ama ikisi de, güzellikleriyle, göz kamaştırıyorlardı.
        Fazla dikkat çekmemeye özen göstererek, durdu. Pantolonunun cebinde bir şeyler arıyormuş ayağıyla, başını hafifçe öne eğdi; ama çaktırmaksızın, kendisine doğru gelen güzelleri izledi.
        Bir şeyler düşünüyormuş gibi, yüzünü, biraz yükarı çevirdi; ama gözleri, hâlâ Aysun ve Gizem'in üzerindeydi.
        İki sarışın güzel, onun yanından geçerek, güneye doğru, yollarına devâm ettiler. Genç adam, parıldayan güzellerin, ardından bakakaldı.
        "Bu Alazköy'de de, ne kadar güzel kadın vamış!" dedi fısıldarcasına.

***

        "Aşkım, yarın, üç günlüğüne, geri dönüyorum. Üç gün bile, bana, bir ömür gibi geliyor."
        Sarışın güzeller, Ağtunç Kule'ye yaklaşıyordu. "Yaşamdaki yükümlülükler, kaçınılmazdır, hayâtım. Unutma ki, ben de, seni, çok özleyeceğim."
        Ağtunç Kule'nin giriş kapısı, yüz metre ileride gözüktü. "Ben, iki kişiyi ve Alazköy'ü özleyeceğim. Senin durumun, benden dahâ hafif basıyor."
        "Öyleyse, sen de, başka bir felsefe bul ve kendini avut, aşkım. Örneğin, şu gerçek: Biz, hem bir-birimizi çok seviyoruz, hem de bir-birimize çok âşığız. Bu, kesinlikle çok güzel! Ama biz, hiç farkına varmadan, bir-birimizi, hem sevgimizle, hem de aşkımızla bunaltabiliriz. Yâni, ara-sıra, dinlenmeye çekilmemiz gerekiyor. Burada, bize, bir fırsat doğuyor."
        "Çok haklısın, aşkım. Ben de bu açıdan konuya bakabilirdim." Ağtunç Kule'nin çevresi, çalışmakta olan işçi ordusuyla, cıvıl-cıvıldı. "Görüyorsun ki, cumâ gününe kadar, Ağtunç Holding'in merkez binâsı, epeyce tamamlanmış olacak. Bâzı ufak-tefek işleri de, zamâna yayacağız."
        "Yâni, teknik olarak, cumâ günü, Alazköy'deki ilk iş günün olabilir."
        "Öyle. Ayrıca, önümüzdeki üç günde, Alazköy'e, en az beşyüz çalışanım gelecek. Onlarla birlikte, çoğunluğunun âileleri de gelecek."
        "Yok artık! Bir çırpıda, Alazköy'ün nüfûsuna bin kişi eklenecek!"
        "Yarın ya da öbürgün, ev çalışanlarımdan ikisi, ev eşyâlarımı getirecek olan tırla birlikte gelecek. Ben, oralarda uğraşırken, onlar da buradaki evimi düzenleyecek. Zavallılar, çok yorulacaklar."
        "Haftasonuna, onlara izin verirsin; dinlenirler."
        "Umarım kabul ederler. Ayrıca, ben oradayken, işyerimden doldurulacak tırlar, ardı-ardına buraya varmış olacak."
        "Sen, Bay Tankut'la buluşunca, mecbûren kabul edecekler." Biraz duraksadı. "Ev arkadaşımı kaybetmek, beni çok üzüyor."
        "Ah sevgilim! En azından yakın mesâfelerde oturacağız. Annen ve baban kadar uzaklarda olmayacağız ki."

***

        Yarım saat önce, gökdelenin kapısından içeri girmişlerdi. Birinci üst tatta, Aysun'un yazıhânesi olarak öngörülen bölümde, kendi odasında soluklanıyorlardı.
        Aysun'un telefonu çaldı."Esenler ola, Bayan Ağtunç. Ben, Deniz Kınsal. Sizinle görüşüp, teşekkürlerimi iletmek isterdim."
        Aysun, duraksadı. "Kusuruma bakmayın; ama sizi çıkaramadım; kimsiniz?"
        "Sizin o muhteşem resimlerinizi çekip, ağda yayınlayan kişiyim."
        Aysun, şaşırmış hâlde Gizem'e baktı. Telefondaki kadına yöneldi. "Oysa ben, o kişinin bir erkek olduğu kanısındaydım. Sitenizde ne bir resim, ne de bir özgeçmiş var."
        "Öyle gerekiyor, güzel kadın. Yine de sizinle baş-başa görüşüp, teşekkürlerimi gerçek bir ortamda size aktarmak isterdim."
        "'Kınsal'dı, değil mi?" Onay alınca, devâm etti: "Ben, yarından sonra, bir süreliğine Alazköy'den uzak kalacağım. En erken cumâ akşamı geri dönebilirim. Acelesi yoksa, görüşebiliriz.
        "Ben de, bir süre dahâ, Alazköy'de kalacağım. Öyleyse, haftaya görüşürüz."
        "Arkadaşım Gizem Gözsel ile görüşmek istiyorsanız, kendisi şu ân yanımda."
        "Teşekkür ederim. Ama üçlü olarak, hep birlikte buluşuruz; çok sevinirim."
        "Bir sâniye! Siz, hâlâ Alazköy'de misiniz?"
        "Evet. Bir süre dahâ kalacağım."
        "Öyleyse, kesinlikle görüşürüz. Bu arada; pazartesi günü, Ağtunç Kule'nin açılışı yapılacak. O kutlamaya da şimdiden dâvetlisiniz." Üç sâniye sonra, telefonu kapatıp, Gizem'e döndü. "Duydun mu?"
        "Duydum. Ben de onun erkek olduğunu sanmıştım; çok şaşırtıcı! Bir kadından övgü almak ise, gurur verici."
        İki güzel âşık, tatlı-tatlı gülüştü.

***


Târih: 05.10.2014 | Bölüm: "Seni seviyorum!"

Önemli not: "6 ve 7. bölümlerin gizemi"


Öykünün tüm kısımları
- 9. kısım
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım


-
Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
6. bölüm "Seni seviyorum!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.