6. bölüm "Seni seviyorum!"
6. parça


        Tankut, bir konuğunu, yeni uğurlamıştı ki, Işıl Idır, yine telefonu çaldırdı. "Bay Tankut, Çağdaş Kumaşçıgil, şu ânda önümde duruyor."
        "O ismi nereden tanıyorum?"
        "Hani, haksız yere hapse tıkanmıştı ya?"
        "Yuh be! Bu, ne hızdır, be kardeşim! Tamam! Gelsin."
        Çağdaş, kapıyı vurarak içeri girdi. Tankut'un yüzü, pek ciddî görünüyordu. Hiç bir duygu, yüzünden okunamıyordu. Oturması için, Çaşdaş'a, koltukları gösterdi.
        Genç adam, pencere yönünü seçti ve oturdu. "Beni çağırmanız, bana büyük bir sürpriz oldu, Bay Tankut."
        "Kimliğiniz, yanınızda mı? Görebilir miyim?"
        "Hayhay!" dedi Çağdaş; ve elini, pantolonunun arka cebine attı.
        Tankut, kimliği iyice denetledikten sonra, sâhibine geri verdi. "Aslında, gerçekten hapisten çıktığınzdan emîn olmak için, sizi buraya çağırdım."
        "Çavuş Kuğulu, bana, hiç bir şey anlatmadı. Hapishâneden buraya kadar geçen yol sürecinde, konu hakkında kafa yordum. Tahminlerime göre, hapisten çıkmamı, siz sağladınız."
        "Öyle sayılır. Çavuş Kuğulu'ya, bir öğütte bulundum. Size, maddî ve mânevî olarak, en az yüzelli bin ödenmesini sağlamasını önerdim. Yâni, bu parayı, kesinlikle alacaksınız. Ama usûlen, sizin, dâvâcı olmanız gerekiyor."
        Çağdaş, duyduklarına inanamamıştı. Önce özgürlüğüne kavuştu; şimdi de, hayâlini bile edemeyeceği bir meblâğ elde edecekti. "Bay Tankut, size olan borcumu, bu dünyâda ödemem olanaksız. Sözcüğün tam anlamıyla, hayâtımı size borçluyum."
        "Bakın; böyle bir söylemde bulunmayın. Kapıdaki tabelâyı okumadınız mı? Ben, onurlu insanları severim; bir insanın fakir olması, onu, onursuz yapmaz."
        "Haklısınız; özür dilerim. Konuda kalırsak; takdir edersiniz ki, hapishâneden buraya kadar gelmek için gereken masraflarımı bile, zar-zor karşılayabildim."
        "Anlıyorum. Şimdi, beni, çok iyi dinleyin. Alazköy'de, en fazla üç ay kalmanıza izin veriyorum; bu süreç, bir dakika bile uzatılmayacak. Bu üç aylık süreçte, size, küçük bir dâire tahsis edilecek. Üç aylık kirâyı da, bu üç ayın sonunda ödeyeceksiniz."
        "Şimdi sevinmeye kalkışsam, beni azarlayacaksınız."
        "Öyledir. Ayrıca, size, harçlık da vereceğim. Bu parayı da, üç ayın sonunda, geri istiyıorum. Söke-söke alırırm!"
        "Size, cân kurban!" Birden-bire sol elinin parmak uçlarıyla ağzını kapattı. Gerçekten utanıyordu.
        Tankut, âhizeyi kaldırdı. "Bayan Idır, Bay Solmaz'â ricâ edin; en hızlı yoldan, bana gelsin." Telefonu kapatıp, Çağdaş'a döndü. Masasının sağ ön tarafından aldığı kartviziti, ona uzattı. "Buradan çıkınca, bu avukatlık bürosuna gideceksiniz. Bay Ulaş Uzer, size yardımcı olacaktır. Ha; dâvâyı kesinlikle kazanacağınız için, avukata bir ücret borcunuz kalmayacak."
        Çağdaş, kartı aldı. "Teşekkür ederim, Bay Tankut; gerçekten de 'baba' adammışsınız." Tankut, kaşlarını çattı. "Haklısınız; özür dilerim. Gördüğünüz gibi, daha çok şeyler öğrenmem gerekecek."
        Tankut, çekmecelerden birinden çıkardığı ortaboy bir kâğıda, bir şeyler karaladı. İmzâsını da atarak, kağıdı Çağdaş'a uzattı. Çağdaş, kâğıdı gözden geçirdi; mutluydu. "Biraz sonra, Çağır Solmaz adında bir arkadaşımız gelecek; sizi, muhâsebeye götürecek."
        "Bu arada bilmek istediğim bâzı noktalar var," dedi Çağdaş Kumaşçıgil. "Kurtulmamı nasıl sağladınız? Ben, içeri girerken, kendimi, savunamadım. Siz, nasıl oldu , birden-bire dışarı çıkmamı sağladınız?"
        "Oğul! Bu dünyâ, böyle gelmiş; böyle gider. Güçlü olan, her zamân kazanır; en azından genellikle kazanır!"
        "Ama bizim aramızda herhangi bir bağ yok. Taa ki, çavuş Kuğulu sizin adınızı söylediği âna kadar, sizin adınızı, ya bir kez, ya da iki kez duymuşluğum olmuştur."
        "Bay Kumaşçıgil!" Tankut, bu kez şaka yapma durumunda değildi. "Bir insan cânı, tüm evrene bedeldir! O insanın kim olduğu, hiç de önemli değildir."
        "Ama başkaları olsa, en azından 'karşılık' beklerdi benden. Sizin böyle bir amacınız yok mu?"
        "Var! Önümüzdeki üç ay içinde oluşacak tüm giderlerinizi, Alazköy'ü terketmeden önce, nakit olarak sâhiplerine geri ödeyin." Biraz duraksadı. "Ah! Bir şey unuttum." Telefonu aldı. Bir numara seçti ve tuşladı. "Bay Tuğbay, üç aylığına çok küçük ve mütevâzi bir dâire gerekiyor. Alaz Mahalle, olabilir."
        "Adı ne, Bay Tankut?"
        "Kirâcının adı Çağdaş Kumaşçıgil. Yarım saat sonra, avukat Uzer'in yazıhânesinde olacak. Bir saat sonra da, kendisini oradan alabilirsiniz." Tankut, telefonu kapattığı ânda, kapı tıklandı. "Girin!"
        "Beni görmek istediniz, Bay Tankut?" Solmaz, içeri girmiş, kapıyı da ardından kapamıştı.
        "Evet. Bu gencin adı, 'Kumaşçıgil'. Onu, muhâsebeye kadar götürün."
        Çağdaş, ayağa kalktı ve elini Tankut'a uzattı. "Yeniden teşekkür ederim."
        Tankut, ellerini hafifçe havaya kaldırıp, tatlı-tatlı gülümseyerek, el sıkışmayı reddetti. "Kendinize iyi bakın."

***

        Çağdaş, Hizmet Yerleşkesi'ndeki bir büfede bir sandviç ve bir çay alarak, bastırıcı açlığını ve susuzluğunu giderdi.
        Biraz sonra da, Ulaş'ın yazıhânesine varmıştı. Dâire kapısından içeri girdiğinde, Ulaş'ın yardımcısı ile yüz-yüze geldi.
        "Geldiniz demek," dedi Almula Yerbüker.
        "Beni bekliyor muydunuz?"
        "Siz, Çağdaş Kumaşçıgil değil misiniz?"
        "Evet, oyum."
        "Patronum, sizi bekliyor." Masasından kalktı; patronunun kapısını çaldı. Ses alınca, kapıyı açtı. "Çağdaş Kumaşçıgil geldi, Bay Uzer."
        "Girebilir," dedi Ulaş.
        Yerbüker, eliyle, Çağdaş'a, girmesini işâret etti. Genç adam da, istenileni yaptı.
        Ulaş, masasının arkasında, ayağa kalkmış, beklemişti. "Buyrun." Elini uzattı. "Hoşgeldiniz. Oturun lütfen."
        Çağdaş oturdu. "Teşekkür ederim. Sonunda, el sıkışmaya karşı alerjisi olmayan birine rastladım."
        "Bay Tankut'tan sözediyorsunuz." Ulaş, güldü.
        "Neredeyse, burada, hep böyle soğuk görünümlü insanların olduğuna inanacaktım."
        "Bay Tankut, hiç de soğuk bir insan değildir. Sizin dâvânızla yakından ve kişisel ilgilenmesi, onun leyhine delildir."
        'Bu avukat, ne kadar erkeksi bir adammış; kıskanılacak türden!' diye düşündü Çağdaş. "Bak, orada haklısınız."

***

        Tankut, Gizem'i, telefonla arayıp, kendisiyle kısaca görüşmek istediğini bildirmişti. Öğleden sonra, Gizem, yazıhânesine uğradı. Idır, ona soru bile yöneltmeden, Tankut'un yazıhânesine doğru ilerlemesini sağladı.
        İçeri girince, "Geldim, geldim!" dedi neşeli taklidi yaparak. Ama oturmadı. Bir köşede yatan Hun, hemen Gizem'in yanına koştu. Genç kadın, eğilip, o sevimli yaratığı okşadı.
        "Cân kız, o kadar da neşeli değilsiniz; belli. Sizi, tahmin ettiğinizden de daha hızlı çözdüm. Söyleyin bana; neyiniz var?"
        Gizem, başını, biraz öne eğdi. "Aysun, yarın geri dönüyor."
        "Bundan, neden şimdi haberdâr oluyorum?"
        "Ben de yeni öğrendim."
        Tankut, biraz surat astı. Ama yine de konuya döndü; elindeki kâğıdı, Gizem'e uzattı. "Burada adı ve adresi yazılı kişinin, varlığını araştırın lütfen."
        Kâğıtta, Çağdaş Kumaşçıgil'in bilgleri yazılıydı. "Yâni herhangi bir dümen çevirip-çevirmediğini öğreneceğim."
        "Doğru anladınız. Ayrıca; Alaz Mahalle'ye herkesi gönül rahâtlığı ile gönderemem. Ama siz, kendinizi savunmanız için, her bakımdan donanımlısınız. Sizi, fazla alıkoymayayım, cânân kızım."
        Gizem, selâmsız-sabâhsız, yazıhâneyi terketti.
        Tankut, telefonu aldı ve bir numara seçip, tuşladı. "Aysun Hanım, yarın, Alazköy'den uzaklaşıyormuşsunuz."
        "Evet, Efendim. Çok kısa bir süre için ayrılacağımdan ötürü, sizi rahâtsız etmek istememiştim."
        "Haklısın; önce iş; sonra aşk. Bugün görüşemeyeceğiz. İyi yolculuklar."
        "Sizi, çok özleyeceğim, Efendim."

***


Tarih: 05.10.2014 Bölüm: "Seni seviyorum!"

Önemli not: "6 ve 7. bölümlerin gizemi"


Öykünün tüm parçaları
- 9. parça
- 8. parça
- 7. parça
- 6. parça
- 5. parça
- 4. parça
- 3. parça
- 2. parça
- 1. parça -


Tüm Bölümler
10. bölüm: Kutluluklar ola! (Hazırlanıyor!)
9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
7. bölüm: Öleceğim özleminle!
6. bölüm: "Seni seviyorum!"
5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
3. bölüm: "Ben, kimim?"
2. bölüm: Araştır ve bul!
1. bölüm: Aradık ve bulduk!
"Seni seviyorum!"
© Erol Sürül | Sitemin tüm hakları saklıdır.