6. bölüm "Seni seviyorum!"
7. parça


        Yeşilgöz. Aysun'un, Ağtunç Kule'de olmasına seviniyordu. Ertesi gün, en iyi arkadaşını ve sevdiceğini, yolcu edecekti; ama yükümlülüklerini de unutamazdı.
        Bu fırsat, kaçırılmazdı; eve gidip, 'iş elbisesi'ni giydi; ama kemeri, evde bırakacaktı. Estetik uyumluluğu sağlamak için de, yüksek yırtmaçlı dizboyu siyâh bir etek ve deriden kısa siyâh bir ceket giyindi.
        Ayak basılması sakıncalı olan bu mahalleyi de, sonunda görebilmek için, sabırsızlanıyordu. Acabâ onu, ne bekliyordu?
        Yeni aldığı küçük otomobiline binip, Adıvar Dereyolu'nda sola doğruldu. Anadar Caddesi'nde yine sola saptı. Kısa süre sonra, sağa, Alum Caddesi'ne, hemen ardından yine sağa, Alazköy Bulvarı'na girdi.
        Yaklaşık bir kilometre boyunca, ağaçlarla kuşatılmış bulvarda yol alınca, sol yanında Alazköy Belediye Binâsı'nı gördü. 'Demek, Deniz Düşel'in hükümdarlık sarayı, burasıymış,' diye düşündü.
        Tam da, o sınırı aşacaktı ki, binânın önünde bir adam, durması için Gizem'e el attı. İki yön şeridinin arasında uzanan yeşillik adasını aşabilmesi için, ilerideki kavşağa kadar varması gerekirdi. Geri dönüp, binânın önünde durunca, o adam, kapısını açtı.
        "Esenlikler, bayan. Başkan, sizi görmek istiyor."
        "Şu ânda, çok âcil bir görevdeyim. Başkana söyleyin; akşama doğru, ya da en geç yarın, ona uğrayacağım." Kapıyı tutarak, yeniden kapattı.
        İlerdeki çember adacığı dolaşarak, yeniden Alaz Mahalle'nin merkezine yöneldi. Merkeze vardığında, yaklaşık yüz metre çapında bir ada ile karşılaştı. Adanın tam ortasında yukarı fışkıran sulardan oluşan bir sanat eseri vardı. Diğer alanlar ise, çeşitli biçimlerde ağaç, çiçekli ya da çim ile donanmıştı.
        Görünürde, park edecek olanak bulunmadığı için, yükümden, kamu garajlarından birine girmek durumundaydı. Büyük adadan, yaklaşık ikiyüz metre sonra, bir garajın girişini gördü; hızla içeri daldı.
        Bir süre sonra, aynı girişten, yaya olarak dışarı çıktı. Bu kez, ayaklarında, sokak ayakkabıları değil, iş ayakkabıları vardı.
        Sokağın karşı yanında, 'kılıksız' bir adam, tikisinecek gibi, Gizem'i, yukardan aşağı süzdü. Adamın, göğsüne kadar varan, çoğunlğu kırlaşmış sakalı vardı; kafa saçları, sıfıra vurulmuştu. Kafasının üstünü örtebilecek kadar bir takke takmıştı.
        Genç kadın, ömründe bu kadar iğrenç görünümlü birine rastlamamıştı. Adam, hem yürüyor, hem de güzel kadını dikizliyordu.
        'Kime benzetiyorum bu tiksinç adamı?' diye sordu içinden.
        Tam o sırada, yine 'kılıksız' giyinimli bir kadın, yanından geçiyordu. Kadının başörtüsü bile, tanımsız bir durumdaydı. Gizem, onu, kolundan tuttu. "Afedersiniz... Şu adamı tanıyor musunuz?"
        Kadın, başını, sürekli öne eğik tutuyordu. Yaşı, belli olmuyordu. Gösterilen yöne baktı. "He! Tanırım; Taşıl Tankut."
        Gizem, her nedense, çok şaşırmıştı. Tan Tankut, aklından geçti; bir de bu kılıksız yaratığa baktı. 'İnanılacak gibi değil!' diye geçirdi içinden. "Teşekkürler, bayan." Tam uzaklaşacaktı ki... "Dur!" Bu kez, kadının kolunu kıskıvrak yakalamıştı. "Dur hele! Kim getirdi seni bu hâle?" Eğilerek, kadının yüzüne baktı.
        Görüntüde, eski ve yeni olduğu belli olan morluklar vardı. Gizem'in kolundan sıyrılmaya çalışıyordu. "Bırak; gideyim, kardeş. Herkes, kendi yoluna!"
        "Hayır! Burada, asâyiş sözkonusu; seni, o kadar kolay bırakmam. Kim yaptı bunu sana?! Söylemezsen, ben de döverim seni! Kim yaptı bunu?!" diye kükredi.
        Kadın, sonunda başını kaldırp, Gizem'e baktı. Daha otuz yaşında olmamalıydı. O güzel yüz, dayaktan ve huzursuz yaşam akışından, berbât gözüküyordu. Gizem'in içi cızladı!
        "Söyle, kardeşim; kimdi o itin dölü?! Bir isim ver; bu, bana yeter."
        "Kocam," diye fısıldadı kadın korkuyla. "Bulut Yaşar. Yalnızca dövmüyor; tecâvüz de ediyor! Şimdi bırak; gideyim, kardeş."
        "Hâin herif! Senin adın ne?" O sırada yanlarından geçen başka iki 'kılıksız' herif, Gizem'e eleştirel bir bakış fırlattı. Ama yeşilgöz, onları tınmadı bile!
        "Dilek," diye mırıldandı bahtsız kadın.
        "Dilek, bu tür gelişmeler, sıklıkla oluyor mu?"
        Dilek, korkudan duraksadı. "Evet," diye mırıldandı; artık gözyaşlarına egemen olamıyordu. "Bırak gideyim, kardeş."
        "Dilek kardeş, sana söz veriyorum. O şerefsiz, bundan sonra, ne sana el kaldıracak, ne de herhangi bir şekilde evde huzûrsuzluk çıkaracak! Benim adım Gizem Gözsel." Deri ceketinin iç cebinden bir kart çıkardı ve Dilek'e uzattı. "Al kartımı; eğer sana en ufak bir şeycik olursa, beni ara. En geç on dakika sonra, yanındayım."
        "Seni tanıyorum, Gizem kardeş. Ama konuyu uzatmamak için, tanıdığımı belli etmedim."
        "Mahalledeki diğer kadınlar için de, aynı durum geçerli; şiddet gören tüm kadınlar, beni arayabilir."
        "Başımıza, daha büyük belâ almayalım, güzel kardeşim."
        Gizem, güldü. "Beni, çok yakında çok daha iyi tanıyacaksınız. Kocan, şu ân nerede?"
        "Şu giden iki kişinin ardına takıl; kesinlikle kocamın bulunduğu bir mekâna gidiyorlar."
        "Kendisini gördüğümde, nasıl tanıyabilirim?"
        "Aşırı milliyetçi olduğunu sanıyor; ortadan boş bırakılmış bir çiftçivi bıyığı var. Çenesinden aşağı da çivi gibi bir dal sakal sarkıyor."
        "Öyleyse ben, gerekeni yapmaya başladım bile!"
        "Aman, Gizem kardeş! Çok dikkatli olmalısın. Onlar, yasa-kural tanımayan it sürüsü giibidirler!"
        Gizem, Dilek'e, yürek burkacak kadar güzel bir gülücük armağan etti. Sağlıcakla kal, kardeşim.

***


Tarih: 05.10.2014 Bölüm: "Seni seviyorum!"

Önemli not: "6 ve 7. bölümlerin gizemi"


Öykünün tüm parçaları
- 9. parça
- 8. parça
- 7. parça
- 6. parça
- 5. parça
- 4. parça
- 3. parça
- 2. parça
- 1. parça -


Tüm Bölümler
10. bölüm: Kutluluklar ola! (Hazırlanıyor!)
9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
7. bölüm: Öleceğim özleminle!
6. bölüm: "Seni seviyorum!"
5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
3. bölüm: "Ben, kimim?"
2. bölüm: Araştır ve bul!
1. bölüm: Aradık ve bulduk!
"Seni seviyorum!"
© Erol Sürül | Sitemin tüm hakları saklıdır.