6. bölüm "Seni seviyorum!"
8. kısım


        Kısa süre sonra, izlediği kişiler, bir kahvehâneye girdiler. Yiğit sarışın, biraz uzaktan, farkedilmeyecek biçimde, pencereden, içeriyi gözetledi. Yakındaki bir binânın kapı girintisine sığınarak, bir süre, ısınma hareketleri yaptı.
        Beklemeyi yeğlemişti. Şerefsiz herif, er ya da geç oradan çıkacaktı. Onu, her hâlükârda oradan çıkarabilirdi. Ama kendisini, deşifre edemezdi. Bulut'a, hakkettiği dersi verince, o, zâten kimseye anlatamazdı. Aşırı tutucu kişiler, kadından yediği dayağı, kimseye aktaramazdı.
        Yaklaşık kırk dakika beklemişti ve sabrı tükenmişti. Artık kahvehâneye dalacaktı! İki adım atmadan, Bulut, başka biriyle kapıdan dışarı çıktı.
        Mahalleli bir kadın olsaydi, dikkat çekmezdi; ama hem burada sıklıkla görünmediğinden, hem de giysisinden, dikkatleri üzerine topluyordu; onun için, o şerefsizi, uzaktan izleyip-gözetlemeliydi.
        Meymenetsizleri, üç ya da dört dakika izlemişti; ayrıldıklarında, Gizem, derin bir soluk çekti. Bulut, bir ara sokağa girmişti. Güzel kadın, o sokağı, isminden tanıdı: Sümbül Sokak. Çağdaş Kumaşçıgil'in kaldığı sokak!
        Bir ara, Bulut, durdu ve bekledi; çevresine bakındı. Gizem de bu fırsatı kolluyordu. Eteğini çıkarıp, omuzuna attı. Lateks giysisi, mükemmelden de öte olan kıçını, nasıl sergileyebilirdi ki? Gören her erkeğin, 'erkekliği' kabarır!
        Yoluna devâm ederek, Bulut'un önünden geçti; zâten Bulut, onu önceden farketmişti. Yeşilgöz, yanından geçer-geçmez, gözlirini, onun muâzzam yuvarlarına dikti; ve peşinden yürüdü.
        Güzel kadın, fazla aşırıya varmamaya özen gösterek, kıçının hareketlerini biraz dahâ kıvırıklaştırdı.
        Sümbül Sokak, bir çıkmaz sokak idi! Sol taraftaki son binâ, hâlâ anşaat durumunda idi. Yeşil gözlü dilber, inşaata girdi. Yapının cephe duvarları, örülmüştü. Bu, Gizem'in çok işine yarayacaktı.
        Bulut da ardından içeri girdi. Gizem, merdiveni tırmanmaya başladı. Bulut, onu izledi. Genç adam üçüncü kata vardığında, çevresine bakındi. Sömellerden birinin arkasında, o sarışın dilberin bedeninin bâzı kısımlarını görebiliyordu. Ona doğru ilerledi.
        "'Bahar duyguları' nedir; bilir misin?" diye sordu dilber.
        "Hem de çok iyi bilirim, güzelim," diye yanıt verdi Bulut. "Biz, aşk için varolmuşuz, değil mi?"
        "Doğru söze ne denir!" Gizem, başını hafifçe arkaya döndü. Kışkırtıcı bir bakışla, Bulut'un aklını, başından çıkardı. "Umarım, beni güzel buluyorsundur."
        Adam, kekelemeye başladı: "Hem de... çok! Bu güzelliği... hangi ilâh... yaratmış olmalı?"
        Genç kadın, sömelin arkasından çıktı. Bulut'a döndü ve bacaklarını gerdi. Uzun topuklar uzerindeki o kusursuz ve benzersiz bacaklar, genç adamı, deliye çevirmişti!
        "Sen, tapılacak bir varlıksın," dedi Nulut. "İzin ver de, senin önünde diz çökeyim."
        "Gerek yok, yakışıklım. Zâten senin yakışıklılığın, beni deliye çeviriyor. O erkeksi bıyıklar, 'beni', çok tahrik ediyor. Seninle, hemen şuracıkta çiftleşmek istiyorum."
        Genç şerefsiz, dilberin önüne kadar gelmiş, orada durakalmıştı.
        Gizem, kısa deri ceketini çıkarıp, eteğinin yanına fırlattı. "Beni, nasıl buluyorsun, yakışıklım?"
        "Sen, Göktanrı'nın bana gönderdiği, kutsal bir varlık olmalısın."
        "Bunu, bana kanıtlaman gerekiyor. Göster bana erkeksiliğini! Benim de hormonlarım var; hele şu bahar havası...!"
        Bulut, ona iyice yaklaştı. Sarılarak, sarışın dilberin kıçını, ellerinin içine aldı.
        Sihirli güzel, ona ânî bir kafa attı! Adamcağız, başı dönerken, tökezleyip, yavaşça yere yığıldı. Kendine geldiğinde, yeniden ayağa kalktı.
        "Kaltak! Sana, gününü göstereceğim!" diye bağırarak, Gizem'e, bir yumruk attı.
        Ama sihirli güzel, onun yumruğunu, sol eliyle havada kaparak, "Bir hanımefendiyle böyle mi konuşursun hep, it?!" dedi dingince; ve sağ yumruğunun içiyle, Bulut'un sol kulağına bir balyoz indirdi!
        Bulut'un gözleri karararak, yavaşçe yere yumuldu. Yığılmış hâlde uzanırken, başını sallayarak, kendine gelmeye çalıştı.
        Sarışın güzel, onu, hızlıca hırpalamak yerine, yavaşçe bitirme yanlısıydı. Hele yeniden ayağa kalksın? Ve bekledi!
        Şaşkın genç, yavaşça kıçının üstüne oturdu. Kısa süre sonra da, ayağa kalkmıştı. "Kimsin sen? Ve benden ne istiyorsun?"
        "En azından, kaçacak yerde, konuşma yanlısısın. Peki; karınla da konuşmayı denedin mi hiç?
        "Benim karım, seni ilgilendirmez, pis orospu!" Yüzü, öfkeden kararmıştı.
        Gizem, sürekli kendisine sövülmesine, dahâ fazla izin veremezdi; yumruğu, onun istemi dışında, Bulut'un burnunun üstünde patladı.
        Utanmaz dayaksever, hiç bir şey yapamıyordu; böğürerek, iki eliyle de burnunu tutuyordu. Kan, ellerinden aşağı damlıyordu. "Kimsin sen?" Söyledikleri, güçlükle anlaşılıyordu.
        "Benim, kim olduğumu, Alazköy'de herkes bilir. O bilinen kişiden, çok dahâ fazlasıyım ben; ve savunmasız kadınları döven ve onlara tecâvüz eden itlerin, birinci belâsıyım! Anladın mı?!" Birden-bire, Bulut'ün bacakarasına bir tekme indirdi! Bulut, cân hâvliyle kıvranırken, Gizem, o itin suratına, diziyle, acımasızca, bir darbe indirdi! Dayağa doymayan gencin suratı, kan-revân içindeydi. Burnundan, oluk-oluk kan akıyordu; kaşı patlamıştı!
        Bulut, sırtüstü yere yığıldı. Acıdan kıvranıyordu. Sağına yatarak kıvranırken, alnının ve burnunun acısı mı, yoksa bacakarasının sızısı mı dahâ ağır basıyordu; karar veremedi.
        Gizem, eğilerek, genç adamın sol koluna, balyoz gibi bir yumruk indirdi!
        Bulut, böğürerek kıvranıyordu.
        Güzel sarışın, "Niye böğürüyorsun?" diye sordu tatlı-tatlı. "Birilerinin buraya gelip, bir kadından dayak yemeni izlemesini mi istiyorsun? Yerinde olsam, biraz dahâ az bağırırdım." Adamın bacaklarına ardı-ardına sert tekmeler indirdi! Ama it kurusu, artık sus-pus olmuştu!
        Yeşil gözlü dilber, hırsını alamamıştı! Bulut'u, dizlerinden iterek, sırtüstü yatmasını sağladı. Sol eliyle saçlarını kavradı; sağ eliyle de midesine ve göğsüne ardı-ardına balyozlar indiriyordu! Şerefsiz herif, kıvranırken, suratına aldığı darbelerle, dahâ da umutsuz bir çıkmaz yoldaydı.
        "Bana bak, itin dölü! Bundan sonra, Dilek'e, dokunmak bir yana, âilene karşı en ufak bir huzursuzluk yaratırsan, seni, gebertirim! Bilesin ki, benim aslâ şakam olmaz! Anladın mı, it oğlu it! Seni bangırta-bangırta gebertirim; ve kimsenin rûhu bile duymaz! Anladın mı, şefefsiz köpek?!"
        "Anladım, anladım," diye kıvrandı Bulut.
        "Zâten burada olup bitenleri, bir yerlerde anlatamazsın; sonuçta rezil olma durumun da var." Ayağa kalktı; esnek yüksek tabanlıları ile, son gücüyle, Bulut'un bacakarasına bir darbe indirdi!
        Ardından, yavaşça ayağa kalkıp, eteğini ve ceketini omuzuna attı; arkasına bile bakmaksızın, olay yerini terketti.

***


Târih: 05.10.2014 | Bölüm: "Seni seviyorum!"

Önemli not: "6 ve 7. bölümlerin gizemi"


Öykünün tüm kısımları
- 9. kısım
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım


-
Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
6. bölüm "Seni seviyorum!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.