7. bölüm Öleceğim özleminle!
2. kısım


        Gizem, uzman olduğu alanlarda çalışmakla meşgûl iken, dış kapının zili çaldı.
        Odadan çıkıp, dâire kapısına ulaştı. Açtığında, karşısındaki kadını, biraz güçlükle tanıyabildi; Dilek Yaşar, karşısındaydı. Dünkü köylü görünümlü kadın, gitmiş; onun yerine, biraz şık giyinimli bir ulukentli çıkmıştı. Dilek'in, başı da açıktı; saçları da fönlüydü.
        "Esenler ola, Gizem kardeş." Genç kadın, içtenlikle gülümsüyordu.
        "Esenler ola, Dilek kardeş." Gülümseyen yeşilgöz, yana çekilerek, karşısındaki kadını, içeri buyurdu. Büyük laboratuar kapısını gösterdi. Kapıyı açıp, Dilek'in girmesini istedi. Kendisi de içeri girerek, masanın arkasına geçti; Dilek de karşısına oturdu.
        Dilek'in yüzündeki morluklar, biraz azalmışa benziyordu. Yüzündeki gülümseme ise, yüreğinin dibinden geliyordu. Gizem, onun, ne kadar da güzel bir kadın olduğunun farkına vardi.
        İki kadın, bir-birlerini görmekten öyle hoşnuttular ki, dış kapıdan beri, hiç konuşmadılar.
        Sonunda Dilek, sessizliği bozdu: "Gizem kardeş, sen, ayağının altı öpülecek bir kadınsın. Sana, hakkettiğin bir biçimde teşekkür edemediğim için, kahroluyorum."
        "Lütfen abartma. O konularda, aynen Bay Tankut gibiyim; hiç kimsenin kulu-kölesi olma; onurunu koru."
        "Peki; ben, senin için ne yapabilrim?"
        "Sağlıklı olursan, mutlu olurum, güzel kardeşim. Bundan sonra, kesinlikle dayak yok! Huzursuzluk da yok! Gel; birer keyif çayı içelim." Arkasındaki dolaptan, iki bardak, iki altlık ve tatlandırıcı çıkardı.
        "İyi olur, kardeşim; sağol. Dün, konuştuğumuzda, seni fazla hafife almışım. O konuda da mahçûbum."
        Yeşilgözün gözleri, parlıyordu. "Mahçûb olmana hiç gerek yok. Ben, işimi, her zamân kendim halletmeye özen gösteririm; kimseye muhtâç olmamaya çalışırım."
        "Bizim hayırsız, en az on kişi tarafınan dövüldüğünü vurguluyor." Gülerek, çayından ufak bir yudum çekti.
        "Başka çâresi yok melûnun. Sonuçta, bir kadından dayak yemek, her yiğidin harcı değildir. Umarım, kimseye bir şey aktarmamışsındır."
        "O da nasıl soru! Elbet de hâyır. Keşke ben de kendimi savunmasını becerebilseydim. O kifâyetsiz it, bir daha bana elini kaldıramazdı!"
        Gizem, sol elinin dirseğini, masaya yasladı; başparmağını, çenesinin altına sürdü ve işâret parmağıyla dudaklarına dokundu; düşünüyordu. "Zâten sana, hiç bir zamân dokunamayacak. Başka bir unsur geçti içimden. Herhangi bir gelirin var mı, Dilek?"
        "Az da olsa, var. Neden sordun?"
        "Kadınlara, savunma sporu dersi vermeyi düşünüyorum. Ama erkekler, o kurstan, aslâ haberdâr olmasın; öğrendiklerinde, kursu dağıtmak için, binbir türlü dümen çevireceklerdir; hattâ kadınlar, herhangi bir şey öğrenmeye başlamadan, kocaları tarafından öldüresiye dövülür. Yâni kocalar, aylar sonra, bir sürprizle karşılaşsın."
        Dilek, sevinçten havalarda uçmak üzereydi. "Bana kızma, kardeşim; ama sen, gerçekten ayağının altı öpülecek kadınsın."
        Gizem, Dilek'in sözlerini önemsemezcesine güldü. "Bay Tankut da bizi destekleyecektir."
        "Öyleyse, hazırlıklar için de bir fikrin olmalı."
        "Var. Öncelikle, herkes, ayda yaklaşık otuz papel âidât ödeyecek; bu para, salonun kirâsı, elektriği, suyu ve tüm diğer giderleri için toplanacak."
        "Peki; senin ücretin?"
        "Benim tek ücretim olacak: O da, kadınların istekliliği ve dayanıklılığı. Hiç pes etmeden, sonuna kadar giden her kadını, bağrıma basarım."
        "Neredeyse yine bâzı sözler çıkacaktı ağzımdan."
        "Gelelim senin görevine; çok güvendiğin kadınlara haber sal; bir yerde toplanın ve konuyu tartışın. En erken bir hafta, en geç de iki hafta sonra, derse başlıyoruz." Telefonu, eline aldı; bir numara seçti ve tuşladı. "Bayan Idır, Bay Tankut, beni, bugün arayabilirse, çok sevinirim." İki sâniye sonra, telefonu kapattı.
        "Bir de bahâne uydurmak yükmünde kalacağız," dedi Dilek. "Örnek olarak, bir yemek pişirme kursu bahânesi."
        "Güzel düşündün; bunu da kadınlarla konuşun; ki herkes, aynı bahâneyle kursa gelsin."
        "Sağol, Gizem kardeş. Ben, kalkayım."
        Tam o sırada, telefon çaldı. "Bi dakika," dedi Gizem. Dilek oturakaldı. "Bay Tankut?"
        "Güzel kızım, siz, evde değil misiniz?"
        "Hâyır; labordayım. Şu ânda, hayır işi gibi bir durumla uğraşıyorum. Sizden yardım isteyecektim."
        "Hayır işlerine, kapım, her zamân açıktır, cânân kız. Söyleyin."
        "Öncelikle, savunma sporu salonu olarak kullanılabilecek bir ortama gerek duyuluyor."
        "Zâten öyle bir salonumuz var; Alazdibi Kuytusu'nun en alt katının en alçak olan salonlarından biri. Girişteki listede, rezervasyon planına bakın; ona göre, kendinize haftalık târihler seçin. Demek ki, kadınlara, ders vereceksiniz."
        "Siz, her zamân, her şeyi ânında anlamak zorunda mısınız, Bay Tankut?"
        "Bayan Yaşar yanınızda mı?"
        "Onu da mı anladınız? Pes doğrusu!"
        "Güzel kızım, ben, yalnızca parçaları birleştiriyorum. Peki; ikinci isteğiniz, ne olacaktı?"
        "Yaklaşık kırk âdet, üç değişik boyutta savunma sporu giysi takımı."
        "Hâlloldu bilin. İsterseniz, yarın, Alazdibi'ne gidelim. Size, en yüksek salonları da gösterecektim; bir çırpıda, iki işi de aradan çıkarmış oluruz."
        "Çok iyi olur. Teşekkür ederim, Bay Tankut. İyi mesâiler."
        "Dur! Bundan sonra, bana ulaşmak istediğinizde, doğrudan benim numaramı tuşlayabilirsiniz; Bayan Idır yoluyla iletişim sağlamanız, gerekmiyor."
        "Bunu, kulağıma küpe yapacağım, Bay Tankut. İyi mesâiler." İki sâniye sonra, telefonu kapattı.
        "Bay Tankut ve sen, dünyânın en iyi iki insanları olmalısınız," dedi Dilek.
        "'Aysun Ağtunç' adını duydun mu?" Dilek, onaylar gibi, hafifçe başını salladı. "O, çok daha iyi bir insan. O da kursta olcaktır; çok büyük olasılıkla."
        "Sen, hep bu kadar hızlı mı düşünüp-çalışırsın?"
        "Bay Tankut'tan bulaşan bir özellik. Az konuşur; çok iş yapar."
        "Ama şimdi, çıkıyorum; seni, işinden alıkoyuyorum."
        "Yavaş ol, güzelim. Kal biraz daha. Konumuz, daha bitmedi. Her şeyi, tam olarak yasal ortamda yürütmek için, bir tavan oluşturmalıyız. Yâni bir dernek kurabiliriz."
        "Anlaşılan, sen, ışık hızıyla düşünüyorsun. Aklından neler geçiyor?"
        "Bir dernek kurabiliriz. Adı da... Hmmm!" Biraz düşündü. "'Alazköy Kadın Dayanışma Derneği' olabilir örneğin. Kurucu başkanı da, sen olabilirsin."
        "Her şeyi, en kısa sürede, en ufak ayrıntılarına kadar düşünmüşsün. Peki; bu işi kıvırabileceğimi, nerden biliyorsun?"
        "Bay Tankut, bana, sürekli söyler:" -Tankut'un taklidini yaptı- "'Güzel kızım, ben, size güveniyorum; siz de kendinize güvenin; kendinizi küçümsemekten vazgeçin.'"
        Genç kadınlar, karşılıklı gülüştüler.
        "Anladım," dedi Dilek. "Öyleyse, ben de bir ân önce kendime güvenmeye başlasam, iyi olacak."
        "Buradan çıktığında, Hizmet Yerleşkesi'nde avukat Ulaş Uzer'den bir randevu kap; ona, konuyu açıkla; o, dernek için, gereken hukûkî işlemleri yapar."
        "Başka bir şey?" Gizem, düşündü. Omuzları ve kafasıyla, başka bir şey olmadığını gösterdi. "Öyleyse, ben, artık kalkıyorum."
        "İyi ki geldin. Düşüncelerimin dağılması gerekiyordu; bana, çok yardımcı oldun."

***

        "Esenler ola, Hanımefendi. Ben, Dilek Yaşar. Beni, Gizem Gözsel buraya yolladı. Bir dernek kurma amacındayız."
        Almula Yerbüker, başını biraz öne eğerek, gözlüğünün üzerinden, Dilek'i, baştan aşağı süzdü. "Biraz vaktiniz varsa, şurada oturun ve bekleyin."
        Dilek, daha yeni oturmuştu ki, karşısındaki kapı açıldı. Yaşlı bir kadın, dışarı çıktı. Onun ardında da sarışın, çok karizmatik bir genç, kadını uğurladı.
        "Bay Uzer, şu 'hanımefendi' sizinle görüşmek istiyor," dedi Almula.
        "Buyrun, bayan." Ulaş, Almula'nın tam tersine, çok nâzik ve hoşgörülüydü. Dilek'i içeri almasının ardından, masasının arkasına geçti. Dilek'e, oturması için, masanın önüneki iskemleyi gösterdi. "Sizin için ne yapabilirim?"
        "Ben, Dilek Yaşar..."
        "Yaşar? Şu, Alazköy'ü çalkalayan Bulut Yaşar'ın nesi olursunuz?"
        "Ne yazık ki, karısıyım. Ama ben, başka bir ricâ ile size başvurmak istemiştim. Gizem Gözsel'in işyerinden geliyorum." Ulaş, Gizem'in adını duyunca, kalp çarpıntısıyla boğuştu. "Bayan Gözsel ile, bir dernek kurmaya karar verdik."

***


Târih: 16.10.2014 | Bölüm: Öleceğim özleminle!

Önemli not: "6 ve 7. bölümlerin gizemi"


Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
7. bölüm Öleceğim özleminle!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.