7. bölüm Öleceğim özleminle!
3. kısım


        Gizem, Alazköy Bulvarı'nı geride bırakırken, yine dalgındı; 'büyük aşkı'nı, çok özlüyordu; onun, uzaklarda oluşuna, bir türlü alışamayacaktı. 'Zaman, tüm yaraları sarar'mış! Halt etmiş onu söyleyen! Zamân geçtikçe, özlem, katlanarak çoğalıyordu! Yeşilgöz, kendini zor tutuyordu; her ân bir ağlama krizine girecek gibiydi.
        Dayakçı güzel, dün, yarıda bıraktığı işe, yeniden yönelmek durumundaydı; Tankut'a bir söz vermişti; ve bu söze, sâdık kalmak yükmündeydi.
        Önce belediye binâsına uğradı. Resepsiyona vardığında, cam arkasındaki kadına yaklaştı.
        "Bayan Gözsel, hoş geldiniz. Adınızı çok duyduk. dahâ önce uğramadınız, hatâ."
        "Fırsatım olmadı. Başkan, beni görmek istiyormuş."
        "Dün, bir hizmetli, bana, böyle bir durumu iletmişti. Başkan, şu sıralar makâmında olmalı. Bir arayayım." Telefonu kapıp, başkanın makâmını aradı. Kısa süre sonra, telefonu kapadı. "Başkan, sizi ağırlamaya uygunmuş. Birinci üst katta. Çok kolay bulabilirsiniz."
        Gizem, asansörü kullanmak yerine, merdivenleri tırmanmayı yeğlemişti.
        Başkan odasının kapısını tıkladığında, o iyi tanıdığı kadınsı ses, yanıt verdi: "Girin!"
        Başkan, yeşilgözü görünce, alışmadığı o tarzı, çok beğenmişti. "Çok seksisiniz, güzel kız. Bu tarz, kendi bileşiminiz mi?" Gizem'e masasının önündeki iskemleleri gösterdi.
        "Tümüyle doğru tahmin yürüttünüz. Geçmiş oslun, Başkanım."
        "Anlamadım; neye geçmiş olsun?"
        "Dün akşam, buralarda, tatsız bir olay olmuş."
        "Haaa! Şu konu; Alaz Mahalle'de, o tür olaylar, sıkça ouyor. O nedenden ötürü, belediye binâmızı, mahalle dışına çıkardık. Artık, siz de alışacaksınız."
        "Dün, beni makâmınıza çağırmışsınız. Ne yazık ki, işim, çok acele idi; saygısızlık etmek diye bir amacım yoktu."
        "Ne münâsebet, güzelim! Siz, çok kısa sürede, tam bir Alazköylü oldunuz. Bu adaptasyon hızınız, çok hoşuma gidiyor. Sizin dostluğunuzu kazanabilirsem, ne mutlu bana."
        "Başkanım, çatıdaki o güzel öğle yemeği şenliğinde, siz, beni çok etkilediniz; bir siyâsetçide, bu tür içtenlik, hiç görülmüş bir şey değil. Onun için, size iyiden-iyiye hayrân oldum. Çok da seksi giyinmiştiniz."
        "Aslında ben, hiç bir zamân siyâsete bulaşmak istememişimdir. Tan Tankut'un tetiklemesiyle, bu işe soyundum. Ve artık, ikinci dönemde belediye başkanıyım."
        "Ben de emînim ki, önümüzdeki en az on dönem de, bu işi yapacaksınız."
        "Dostum, bu, çok, ama çok yorucu bir uğraş. En fazla iki dönem dahâ başkan kalsam, inanın, yorgunluktan çökerim. Ayrıca, âile yaşamım da tepe-taklak oldu; aşk yaşamım, neredeyse iyice tükendi."
        "Horon, dışardan, kolay görünürmüş; ben de, sizin konumunuzu, dışardan görüyorum. Kabalık edersem, beni uyarın lütfen."
        "Ama ara-sıra, bâzı dostlarla geçirdiğim güzel sohbetler, beni iyice dinlendiriyor. Şu ânda, kendimi çok iyi konumda görüyorum. Size, bir çay bile ikrâm etmedim; kabalığımı bağışlayın..."
        "Aman, Başkanım! Ricâ ederim. Ben, yol üstündeyken, yine de sizi görmeden geçmemek için, iki-üç dakikalığına uğramıştım. İşim, yine çok acele."
        "Güzel kız, acele iş, bekletilmez; ben, sizi alıkoymayayım. Biz, yine de ara-sıra, zamânımız oldukça, bir-birimizi görelim."
        "Öyleyse, izin verin; kalkayım."
        "Pek yakında yine görüşelim; uzak kalmayalım."

***

        Çağdaş Kumaşçıgil, Alaz Mahalle'de, Sümbül Sokak'taki inşaattan bir öncesindeki binâda kalıyordu. Üçüncü üst katın, arka sağ köşesindeki küçük dâireciklerden birinde olmalıydı.
        Çağdaş'ın resimlerini, ağda görüntülemişti. Tipik bir Anadolu genci gibi duruyordu.
        Güzel sarışın, inşaat durumundaki binânın, ikinci üst katına çıktı; burası, komşu binânın neredeyse üçüncü katına denk geliyordu. Bir pencere oyuğundan, karşıyı gözetledi. Anlaşılan, doğru izdeydi; önündeki görüntü, tipik bir pasaklı bekâr erkeğe uyuyordu; perdeler, açıktı; gözler önüne serilmiş oda, darmadağındı.
        Gizem, bu kez, acele etmemeye, kararlıydı; beklemeye çekildi.
        Ama yarım saat bekledikten sonra, adamın, televizyon karşısından ayrılmayacağını anlayınca, oradan ayrıldı.

***

        Sokaktan geçen bir adamı durdurup, Bulut Yaşar'ın adresini sordu.
        Adam, Gizem'i, önce yukardan aşağı, sonra da aşağıdan yukarı gözden geçirdi. "Ne yapacaksın Bulut'u, güzelim?" Yüzünde, iğrenç bir ifâde vardı.
        Yeşilgöz, öfkelendi: "Nüfus sayım memuru musun, kardeşim?!" Ve uzaklaştı.
        Biraz ötede ileleyen, başörtülü yaşlı bir kadının yanına koşup, ona da sordu?
        Kadın da, Gizem'i, aynı şekilde süzdü. "Ne istiyorsun Bulut'tan?"
        "Yahu, bu mahallede, doğru-dürüst bir insan yo mu? Ne bu sorular?!"
        "Öfkelenme, çocuğum. Bulut, hastanede ya; önun için kuşkulanıyoruz."
        "Ben, Bulut'un askerlik arkadaşının karısıyım. Ona, kocamdan haber getirdim."
        Sümbül Sokağı'nı gösterdi. "Bu sokak. Sol taraftan son öçüncü apartman."


        Dilek'in zilini çaldı. "Kim o?" diye bir ses geldi."
        "Benim, Dilek kardeş; Gizem. Yolum buradan geçti; uğrayayım dedim."
        Kapı, açıldı. Gizem, binânın ortasına kadar ilerleyerek, merdivenlerden yukarı çıktı. Beşinci kata vardığında, Dilek, onu, kapıda bekliyordu. Öpüşerek selâmlaştılar.
        Beş dakika sona, oturma odasında bir koltukta dinleniyordu. Dilek, elindeki çaylarla, mutfaktan geri döndü. Yüzündeki morluklar, hızlıca azalıyordu.
        Dilek, mutfakta iken, Gizem, onun çocuklarıyla, diyalog kurmaya çalışmıştı. Dört yaşında bir oğlu ve yedi yaşında da bir kızı vardı.
        Oğlan, önce, annesinin eteğinin arkasında saklandı; Gizem'in yüreği cızladı; çocuğun bu tavrı, şiddet gören çocuklarda sıklıkla görülür.
        Annesi, çayları, sehpânın üzerine yerleştirerek, Gizem'in yanına oturunca, oğlan da, diğer yanına oturmuş, bir saklanıp, bir de gizlice Gizem'e bakıyordu.
        Küçük kız, birazcık dahâ dingin görünüyordu. O da, bir ablanın olgunluğuna lâyık olmak çabasındaydı.
        Yeşilgöz, bu denli sefâlete hiç tanıklık etmemişti. Alaz Mahalle ve tüm diğer mahalleler arasında, dağlarca fark vardı. Burada, sefâlet, feodalizm ve şiddet boy gösterirken, diğer mahallelerde, eğitim, olgunluk, kültür ve refâh yelleri esiyordu.
        "Gizem kardeş, kapı, her çaldığında, dizlerim gevşiyor; ağzım kuruyor. Bu korkuyu, yıllarca yaşadım."
        "Bana inanabilirsin; seni, çok iyi anlıyorum." Yüzü, bir türlü bir gülümseme üretemiyordu. "Bu sabâh, bâzı konulara değinemedim. Bulut'u, hastanede gördün mü?"
        "Aman-aman! Benden uzak dursun da, isterse, tüm dünyâ onun olsun! Bir-kaç günlüğüne de olsa, biraz huzûr bulabileceğim için, inanamayacağın kadar mutluyum."
        "En azından, sana, fiske dokunamayacak. Onun, kaç arkadaşı var; biliyor musun?"
        "Çevresindeki herkes de, onun gibi asalak. Asalaklar, bir-birlerini korur."
        "Onun gibilerini, inanamayacağın kadar iyi bilirim. Hastaneden ilk çıkışında, bir 'emânet' tedârik etmeye kalkışacaktır."
        Dilek'in yüzünde, dehşet vardı. "Keşke karışmasaydın bu olaylara, be kardeşim."
        Yeşilgöz, ilk kez gerçekten gülümsedi. "Güzel kardeşim, kendime güvenmesem, ona, gerekli dersi vermezdim. Hastaneden ne zamân çıkıyor?"
        "En erken pazartesi diye duydum. Ben de başkalarının yalancısıyım."
        "Tamı-tamına hangi gün ve hangi saatte çıkacağını öğrenmeye çalış; ondan sonrasını, bana bırak. Ama seni temîn ederim ki, korkacak, en ufak bir durum yok."
        "Bakalım, ne yapabilirim. Ben karısıyım ya; bu durumda, bana, bilgi vermek zorundalar. Öyle değil mi?"
        "Öyle. Avukat Ulaş Uzer ile görüştün mü? Çok iyi bir avukattır; işini, ayrıcalıksız, en kısa sürede bitirir."
        "Evet, hemen uğramıştım. Kendisi, tam bir beyefendi; ama yardımcısı, tam bir cadaloz!"
        "Önemli önerilerde bulundu mu?"
        "Kurucu üye isimleri istedi. Ben de, çok güvendiğim bir-kaç dostumun ve bizim adlarımzı verdim. Bir de Bayan Ağtunç ve Bay Tankut'u saydım."
        "Çok iyi ettin. Ama adres de gerekiyor. O konuda ne dedi?"
        "Dernek onaylandıktan sonra da hâlledilebilirmiş; öncelikli olarak, kendi yazıhânesinin adresini kaydetti."
        Gizem'in yüzü parlıyordu. 'Âferin sana, benim biricik kölem!' diye düşündü."Çay için teşekkürler, kardeşim. Ben, kalkayım"

***


Târih: 16.10.2014 | Bölüm: Öleceğim özleminle!

Önemli not: "6 ve 7. bölümlerin gizemi"


Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
7. bölüm Öleceğim özleminle!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.