7. bölüm Öleceğim özleminle!
6. kısım


        Öğlenin erken saatlerinde, Aysun'un evinde yeniden zil çaldı. Kırk yaşlarındaki Çiğdem Kaşıçene, monitörden baktı. "Kim çalıyor?"
        Boğa'nın sesi duyuldu: "Ben, Bigün Boğa; yanımdaki hanım kız da, Sevil Sekmen. Bay Tankut'un ev çalışanlarıyız."
        Kaşıçene, bahçe kapısını açtıktan sonra, dışarı çıktı ve kadınları bekledi.
        Tankutgiller, giriş yolunda ilerlerken, Tuğbay'ın sesi duyuldu: "Sevil! Bigün! Sizi, Kevork Kurtuluş'la tanıştırayım."
        İki erkek, kadınlara doğru hızla yürüdü.
        Kurtuluş ve Boğa, ilk görüşte, çekingenlik sergilediler. Kevork, Bigün'den üç ya da dört yaş büyüktü. Kalın ve uzun bıyıkları, ona, 'erkeğin hası' deyimini yakıştırıyordu. Bigün ise, iyi eğitim aldığı, her hâlinden belli olan, güzel bir kadındı.
        Üç kiği, tanıştıktan sonra, ayrıldılar. Boğa, uzaklaşırken, belli etmemeye çalışarak, geri baktı; yüzünde, utanıyormuş gibi bir ifâde vardı.
        Kapıya varıp, Kaşıçene ile de tanıştıktan sonra, içeri girdiler.
        Kaşıçene, elinde bardak dolu bir tepsiyle yürürken, onları görünce duran genç ve alımlı kadını çağırdı. "Gel, güzelim. Seni, Bay Tankut'un ev çalışanlarıyla tanıştırayım. Bu güzel kız, Serpil Karakaş. Bunlar da Sevil Sekmen ve Bigün Boğa."
        Sevil ve Serpil, bir-birlerini, pek de hoşnut karşılamadılar; aralarında, rekâbet havaları esiyordu. Serpil, tepsisini de alarak, yeniden uzaklaştı.
        "Bugün, size, âcil yardım edebileceğimiz bir durum var mı?" diye sordu Boğa.
        "Yok, cânım. Sağolun. Siz, zâten cumârtesi ve pazar geliyorsunuz."
        "Pazar günü, gelebilecek miyiz; onu, bilemeyeceğiz. Pazar günleri, genellikle, toplu hâlde birlikte öğle yemeği yiyoruz."
        "Burda da yiyebiliriz yemeği. Sorun yok."
        "Yok; siz, beni yanlış anladınız; biz, Bay Tankut'la aynı sofranın çevresine oturarak, yemek yiyoruz." Kaşıçene, şaşırdı. "İşte; bu da, size yardımcı olmamız gereken yüzlerce konudan yalnızca biri."
        "Ciddî olamazsınız; bu, ne görülmüş, ne de duyulmuştur."
        Çok ciddîyim. Ve siz de bundan sonra, Bayan Ağtunç'la birlikte, sıklıkla pazar yemeği yiyeceksiniz."
        "Çok ilginç! Bu durumu, nasıl başlattınız?"
        "Bay Tankut'un en eski çalışanıyım. Onun yanında başladığım ilk günden beri, bu, böyledir. Ama dur bakıyım; pazar günü ben, yine de sizin yemeğe belki katılabilirim; eğer yemek varsa elbet de."
        "Yemek, neden olmasın?"
        "Bay Tankut ve Bayan Ağtunç, birlikteler." Kaşıçene, bu bilgiye, hiç tepki göstermedi; tümüyle doğal karşıladı. "Ara-sıra da, tüm haftasonlarını, evde birlikte yalnız geçiriyorlar."
        "Yani haftasonları, sıklıkla çalışmayacak mıyız?"
        "Öyle görünüyor."
        "Bir konu daha dikkatimi çekti: Siz hep böyle podyuma çıkar gibi mi giyinirsiniz? Yoksa bugün, görevde değil misiniz?"
        "Elbet de görevdeyiz," dedi Boğa. "Biz, iş günümüzde, sıradışı bir plan görülmediği sürece, sokak kılığımızla çalışırız. Ama dışarı çıkarken, yine de kendimize daha bir çeki-düzen veririz."
        "Bizde de mi öyle olacak?"
        "Büyük bir olasılıkla, evet. Bu arada; Bayan Ağtunç'un bizimle geçirdiği ilk öğle yemeğinde, hem Sevil, hem de ben, baloya gidiyormuş gibi giyinmiştik. Hele Sevil? Derin dekoltesi vardı; ve kalçalarının üst sınırına kadar yırtmacı olan bir mini etek giymişti."
        Konuşmaya hiç katılmayan Sevil, bu bilgi ile gülümsedi. "Sizi alıkoymayalım; işiniz, zâten baştan aşkın," dedi. "Bu arada; Hun nerde?"
        "Bahçede; erkeklerle birlikte. Durun! Bir konu daha: Sınırlarınızı aşmamak için, çok çaba sarfediyor musunuz? Bu konuda, hiç kaba kusurunuz oldu mu?"
        Sevil, söze girdi. "Bigün Ablam, diplomalı sosyologdur; bana, bu konuda çok yardımı dokundu." Kaşıçene'nın gözleri, oyuklarından fırlayacaktı. "Ben mi? Diplomalı biyologum." Kaşıçene, bu kez de ağzını iki metre açtı.
        "Bu arada; kusurlarımız, bizi, birey yapar," dedi Boğa. "Bay Tankut, bunu, çok iyi biliyor. Ama kusurları, abartmamak ve yinelememek gerek.


        Kapıya çıktıklarında, Sevil, Hun'u çağırdı. Sevimli yaratık, koşarak, kadınların yanına geldi. "Gel, sevimli canavar," dedi Sevil ve canavarı kucağına aldı.
        İki kadın, bahçe kapısına yürürken, Boğa, çalışmakta olan erkekleri, yan gözle gözetlemeye devâm etti.
        Ama Sevil, dünün çocuğu değildi. Başladı bir şarkı mırıldanmaya: "Açmalı her çiçek senin sevginle."
        "Ne oluyor sana, kızım?"
        Sevil, "Hihihi!" diye, çocuklar gibi güldü. Şarkının başlangıcını yeniden okudu; ve yeniden! Bahçe kapısından çıkıp, kaldırımda yürürken, ağzındaki baklayı çıkardı; çocuklar gibi söylendi: "Bigün Abla, âşık! Bigün Abla, âşık! Bigün Abla, âşık!"
        "Kapa çeneni, küstah kz!" Ama yine de gülümsüyordu.

***

        Gizem, 'iş kılığı' nın üstüne, kırmızı, kısa bir ceket ve aynı renkten bir mini etek giyindi; beline, çelik halkalardan yapılmş bir kemer takındı ve 'iş ayakkabıları'nı da sokak ayakkabısı olarak giydi. Başlığını da, küçük çantasına sıkıştırdı.
        Öngürülen zamândan kısa bir süre önce, Adıvar Dereyolu'nda, beklemeye konuşlandı. Tankut da, onu fazla bekletmedi; buluşma yerine, neredeyse dakik geldi.
        "Haydi hayırlısı, güzel kız."
        Gizem, yalnızca gülümsedi. Orada farketti ki, o unutulmadık serüven dışında, ilk kez onunla yan-yana sokata yürüyordu. "Bay Tankut, sizin, bana, bir içecek sözünüz vardı." Kaldırımda, kendisi solda, patronu solda yola koyuldular.
        Tankut, ağzını büküp, kaşlarını çatarak, yeşilgöze gülümsedi. "Gerçekten de öyle bir sözüm oldu mu?"
        Gizem, gerisin-geri, Tankut'a başını çevirdi; ve tatlı-tatlı gülümsedi. "Aslında hâyır. Yeni tanıştığımız o güzelim ilk dakikalarda, ben, sizden böyle bir şey talep etmiştim."
        "Yaparız. Ama bugün için, çok geç oldu, pârem."
        Tankut'un çeşitli hitâbları, güzel yeşilgözün içini cızlatıyordu. Her kezinde, şımarıkça gülümsemekten kendini alamıyordu. "Sizinle ilk kez doğru-dürüst sokakta yürüyorum." Delikanlı, düşünür gibi gözüktü; gülümseyerek yanıt verdi. "Şu Kumaşçıgil konusunda, ne kadar süremiz var?"
        Tankut, şaşırmış gibiydi. "En az iki ay. Neden sordunuz?"
        "Bu kadar uzun süremiz varsa, sorun yok demektir. Ne zamân onun evinin yakınında olsam, onu, asalakça televizyon önünde buluyorum. Ara-sıra da, elinde bir kahve kupası oluyor. Sanırım, en ufak bir uğraşı ya da bir hobisi yok. Evde olmadığına da, hiç tanıklık etmedim."
        O sırada, Adıvar'ın karşı yanından başlayan Alazdibi Yolu'na girmek için, karşıya geçtiler. Pasajlara kadar yaklaşık üçyüz metre boyunca uzayan bu meyilli yol, sürekli tıklım-tıklımdı; Gizem'in beklentisinden de genişti.
        "Yâni, alacağı tazminâtı bile, doğru-dürüst değerlendiremeyecek mi diyorsunuz?"
        "En azından, gönül bağı kuramayacağım bir asalağa benziyor."
        Yanlarından geçenlerin çoğunluğu, Tankut'u selâmlıyordu. Ama delikanlı, o selâmlara, artık bağışıklık kazanmıştı.
        "Düşüncelerinizi, değişik alanlara yönlendirebilmeniz, umutsuz vakâ olmadığınızı gösteriyor."
        Gizem, anlamıştı. "Bir ara, biricik aşkımı unutmuştum; kanayan yaramı deştiniz."
        "Bay Uzer ile aranız ne durumda?"
        "Artık, ona, kesin gözüyle bakıyorum; beni hakkettiğini, kanıtladı."
        Bakışlarını, bir-birlerine döndürerek, karşılıklı gülümsediler. Sanki bir-birlerinin düşüncelerini okur gibi, yolun sonuna kadar konuşmadılar.
        Geniş bir girişten, Alazdibi'ne ulaşınca, kendilerini, geniş pasajda buldular. Bu katta, her türde mekân vardı. Işıklandırması, o kadar güzeldi ki, sırf o nedenden bile, buraya gelmeye değerdi. Bir süre sonra, sağ yandaki bir kuytuya vardılar. Burası, üç dev asansörün holüydü.
        "Burasının, bu kadar kalabalık olabileceği, aklımın uçundan bile geçmezdi."
        "Ticârette, insan psikoljisi, çok önemlidir. İnsanlara, gerek duymadığı bir ürünü ya da hizmeti satabiliyorsanız, artık iyi bir işkadın oldunuz demektir."
        Gizem, 'baba adam'a, bir o kadar daha hayrân olmuştu; bu karşısındaki adamın, gerçekten de yalnızca ortaokul eğitimi mi vardı?



***


Târih: 16.10.2014 | Bölüm: Öleceğim özleminle!

Önemli not: "6 ve 7. bölümlerin gizemi"


Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
7. bölüm Öleceğim özleminle!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.