7. bölüm Öleceğim özleminle!
7. kısım


        Bir küçük oda genişliğindeki lüks asansörden, indiler. Biraz fazla kilolu, dağ gibi bir adam, onları karşıladı.
        "Bayan Gözsel? Sizi, Bay Temiztaş ile tanıştırayım."
        Gizem, elini uzattı; Sertel Temiztaş, biraz bocalayarak, kendine uzatılan minik eli sıktı. "Bayan Gözsel, size, küçük bir sürprizim var. Bay Tankut'un ricâsına göre, bugünlük, bir yüksek salon ve ileriki zamânlar için de, spor salonu istediniz. Ben de, sizin için, 'ikide bir' sistemini gerçekleştirdim. Her iki öngörü için de işinize yarayacak bir salonum var."
        Beş dakika sonra, yaklaşık 70 metrekare genişliğinde, dört metre yüksekliğinde bir salona girdiler.
        "Mükemmel!" dedi Gizem sevinçle. "Tam istediğim gibi!" Yerdeki kalın minderler, yaklaşık dört metreye üç metre boyutlarındaydı. Gizem, ışıltıyordu. "Bay Tankut, tam bana göre. Burayı, günlük bir buçuk saat ve haftada iki kez istiyorum."
        "Siz isteyince, akan sular durur, şeker kızım."


        On dakika sonra, Temizel gitmiş, baş-başa kalmşlardı. Kapıyı da kilitledikten sonra, aceleyle, minderlerden birini kaldıdılar. Gizem, ceketini, kemerini ve eteğini de bir çırpıda çıkarıp, bir yere koydu. Başlığı da çantadan alarak, çantayı da diğerlerinin yanına fırlattı.
        "Bay Tankut, bana şans dileyin."
        Tankut, iki yumruğunu da omuz hizâsına getirdi; ve salladı.
        Gizem, sırtı Tankut'a dönük olarak, kollarını dimdik havaya kaldırıp, ufak-ufak hoplamaya başladı; adım-adım, sıçrayışa geçti; ayakkabılarından memnûndu.
        Bir ara, birbuçuk metreye ulaştı; ama yeşilgöz, yeniden yere inme usûlünü de dengelemeye özen gösteriyordu; yanlış bir iniş yaparsa, istenmedik sonuçlara neden olabilirdi; onun için, hızlı deneyler yerine, yavaş, ama emîn adımlar atmak istiyordu.
        Daha sonra, iki metreyi aştığını düşündü; bu kez, iyice sıçramalıydı! 'Ha gayret!' diye düşünürken, kendisini, yükseklere fırlattı; ve yeniden sıçramak amacıyla, inişe geçti...


        "Gizem, kızım, resimden silindiniz." dedi Tankut. Artık deneyimliydi; heyecânı yoktu.
        Gizem, yüzeyin yarım metre yüksekliğinde, çakılıkalmıştı! Çevresine bakındı; her şey tümüyle doğaldı; her şey yerindeydi; ama yatay değil dikey olarak havada asılıyordu.
        "Bay Tankut, dikey biçimde yaklaşık elli santim havada çakılıkaldım; çok heyecânlıyım."
        "Çok ilginç, güzel kızım." Bakışlarıyla, Gizem'i boşlukta görmeye çalışıyordu.
        "Şimdi de serpiniyorum, Bay Tankut; her şey, gerektiği gibi."
        "Hadi hayırlısı!"

***

        Tankut'un evine vardıklarında, saat, ondokuzu geçiyordu.
        Sevil Sekmen, kapıda bekliyorudu. "Esenlikler, Bayan Gözsel, biraz daha sıklıkla bize uğramalısınız; küstahlık olarak yorumlamazsanız, sizi gerçektyen özlüyoruz."
        "Beni, çok mutlu ediyorsunuz, Bayan Sekmen. İsterseniz, inanmayabilirsiniz; ama ben de sizi çok sevdim; aynen Bayan Boğa'yı ve Bay Tuğbay'ı da sevdim."
        İçeri girdiklerinde, Tankut, Sekmen'e yöneldi. "Bize, iki burgu hazırlar mısınız, Bayan Sekmen?" Ardından, üç kişilik koltuğa oturdu.
        Gizem, hemen onun yanına oturdu ve başını, 'baba gibi patronu'nun omuzuna yasladı. "Bu kadar özlem, hiç çekmemiştim, Bay Tankut," dedi; neredeyse hüngür-hüngür ağlayacaktı.
        Tankut da, koluyla Gizem'i sararak, başını, onun başına yasladı. "İkimiz de aynı kayıktayız, cânân kızım."
        O sırada, Bigün Boğa, içeri girdi. Hazırladığı sofranın son rütuşlarını ayarlayacaktı; Tankut ve Gizem'i o biçimde görünce, mutlulukla gülümsedi.
        Kısa bir süre sonra da Sevil, burguyu getirip, dinlenenlerin önündeki sehpânın üstüne koydu.
        "Çekin bir yudum," dedi Tankut. "İyi gelir; yorgunluğunuz da biraz giderilir."
        "Üzgün iken, alkol tüketmek, pek de sağlıklı değil ama."
        "Aşırıya gitmenizi istemedim ki; çekin bir yudum."
        Gizem, bir yudum çekince, bir "Ohhh!" çekti. "Meğerse beden ısım ne kadar yüksekmiş de, farkına varmamışım; "Çok güzel oldu. Sanki içtiğim en güzel burgu imiş gibi geldi bana."
        "Gerçekten de öyledir. Meslektaşınız, anlaşılan, bolca sevgi katıyor içine."
        Gizem, biraz doğrularak, şaşkınca Tankut'a baktı. "Meslektaşım?"
        "Evet; Bayan Sekmen, biyoloji eğitimini tamamladı." Delikanlı, gülüyordu.
        "Bu kadar yüksek bir eğitimi var; ve kendisi, ev işçisi olarak çalışıyor! Neden şaşırmadım?"
        "Bayan Boğa da tahsilli. Sosyoloji eğitimini tamamladı."
        "Olacak şey değil! Bu kadar tahsilli insanları, nasıl bir arada topladınız?" Gözleri biraz fazla açıktı.
        "Evrene yolladığım iyi niyetler, rastlantı olarak bana yansıtıldı." Hâlâ gülümsüyordu. "Benim, uzellerde bir arkadaşım vardı. Mîmârlık eğitimini tamamladıktan sonra, fikir değiştirip, uşaklık okuluna kayıt oldu; üç yıl da bu mesleğin eğitimini aldı. Şu sıralar, çok zengin bir âilnin uşağı olarak çalışıyor."
        "Biliyor musunuz, Bay Tankut; sizi ve Aysun'u tanıdığımdan beri, 'iyice şaşırmak' kavramı, bana yabancı oldu." Yeşilgöz birden durdu. Kadehini alarak, kalktı. Tankut da onun ardından gitti. Gizem'in gözleri, piyanonun üzerindeki kemandaydı. Oraya varınca, kemanı eline aldı ve Tankut'u bekledi.
        Tankut da tabûreye oturmuş, 'kızı'nın ilk notayı açmasını bekledi.
        Güzel sarışın, 'Hasret akşamında, sabâh olmuyor' adlı şarkının ilk notalarını titretti. "Siz, başlayın, Bay Tankut."
        Tankut, her bölümün ilk okunuşunu yorumladı; Gizem, yinelemeleri uyguladı. İkisinin de gözleri yaşarmıştı.
        Şarkının ikinci yarısının tümünü birlikte okudular.
        Son mısrâya gelince de, sanki daha önce ağız birliğine varmışlardı: 'Sevgilim, gurbette; acım, dinmiyor!' biçimde algılayarak, yorumladılar son sözcükleri.
        İkisinin de sevgilisi, gurbetteydi; onun yokluğuyla, acıları sürekli artıyordu.
        Şarkı bitince, Boğa, sağ elini, memesinin yüksekliğine kadar kaldırarak, işâret parmağı ile, ilgi çekmek istedi. "Sofra hazır, Bay Tankut."
        "Hiç domuz eti yediniz mi, cân kızım?"
        "Hâyır, ama sanırım, alerjik davranmayacağım."
        "Aysun Hanım da, ilk kez bu evde domuz eti yedi. Bu akşam, şnitzel var. Biliyor muydunuz; özgün şnitzel, aslında, av eti ya da at etinden yapılır. Hiç bir koşulda, sığır etinden yapılmaz."

***


Târih: 16.10.2014 | Bölüm: Öleceğim özleminle!

Önemli not: "6 ve 7. bölümlerin gizemi"


Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
7. bölüm Öleceğim özleminle!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.