8. bölüm Kara sevdâmsın sen!
2. parça


Beş dakika sonra, Aysun, Gizem'in solunumu neredeyse normale döndüğünde, kalktı ve yatağın boş kalan kısmından, yorganı yere attı; çarşafları da Gizem'in sırtına kadar sıyırdı. Büyük aşkını döndürerek, oraya getirdi; tüm karyoladan, yorganları, çarşafları ve yastıkları kaldırdı.

Dolaptan çıkardığı temiz parçalarla, yatağı, yeniden hazırladı.

Bu sırada, Gizem, iyice kendine gelmişti. Temiz yatakta, yorganın altında buluştular. Yine Aysun, sağ, Gizem de sol yana yatmış, yüz-yüze bakışıyorlardı. "Aşkım, neydi bu? Ne yaptın bana?"

"Biricik aşkım, buna, 'aşk' denir. Anlaşılan, yaşamındaki ilk ciddî orgazmın, bu idi."

Gizem, sevdiceğinin dudaklarını, özveriyle öptü. "Sen, kaç kez bu tür orgazma ulaştın?"

"İki kez, sevgilim; Efendim'le. Ondan önceki yaşamımda, hep 'üç dakikalık zavallılar' vardı."

"Demek ki, bu tür orgazmlar için, 'gerçek aşk', koşul imiş. Gerçek aşklarda, insanların karşılıklı 'özel'leri kısıtlı oluyor. Biz, hiç çekinmeden, bedenlerimizin her santimetrekaresini öpüp-yalıyoruz. Ve ben, senin tüm kukularına ve tatlarına tapıyorum."

"Haklısın, sevgilim." Aşkına, özenli bir öpüş verdi. "Demek ki, biz, gerçekten de bir-birimize âşığız. Biz, gerçekten de dünyânın en mutlu kişileri olmalıyız. Benim, ölesiye sevdiğim bir Efendim ve aynı şekilde sevdiğim bir aşkım var. Senin de benim gibi bir aşkın ve Ulaş gibi dev cüsseli, koşulsuz boyuneğer bir kölen var."

"Sen, bu tür orgazmlarla karşılaştığında, efendin, sana nasıl davranıyor?"

"Ben, sana karşı ne yaptıysam, onun uygulamaları de neredeyse aynı."

"Öyle olmalı zâten: Bay Tankut, gerçek bir erkil erkek. Hiç bir alanda 'yapmacığı' yok; içi-dışı bir. Bu arada; ben, orgazma ulaştım; ya sen?"

"Bu soruyu, bana iletmen, beni üzüyor; çok iyi biliyorsun ki, birimiz mutlu olunca, diğerimiz de, daha mutlu oluyor. Güzelim, ben de orgazma kavuştm; astral orgazma kavuştum."

Gizem, sol eliyle Aysun'un yanağını okşarken, nar dudaklarına da uzun bir öpücük yapıştırdı.

"Biliyor musun, sevgilim; Efendim'in o güzel dudaklarını, tek bir kez öpebildim; o da, uyuduğunu sandığım bir esnâda"

"Çok iyi anlıyıorum; benim de uzuuun yıllar sonra, ilk öptüğüm dudaklar, seninkiler oldu."

"Son öptüğün dudaklar, kimin idi?"

"Babamın," dedi yeşil gözlü dilber; her nedense, donuk bir gülümseme vardı yüzünde.

"Yoksa, cebirle mi öptü sen?" Aysun, nasıl davranacağını bilemedi.

Gizem, yine parıldadı. "Hâyır! Ben, onu öpmüştüm. Kafasını, iki avucumun içine alıp, öpmüştüm. Onaltı yaşımdaydım. Bâzıları gibi, insanlara dokunmaktan çekinen bir ergen değildim."

"Babandan sonra, ilk öptüğün erkek, benim Efendim oldu." Biraz bakıştılar. "Efendim'i öptüğün o ânda, içim, kıpır-kıpır olmuştu; ben de seni öpmek istemiştim."

"Zâten on sâniye öncesinde öpmüştün ya. Ve Bay Tankut, orda olduğu için de, yeniden öpemedin."

"Seni, taparcasına seviyorum, sevgilim."

"Senin, içine sızmak istiyorum."

Ve bedenlerini birleştirerek, sarıldılar.

Birbuçuk saat boyunca, aşkın zirvesini yaşamışlardı. Artık ikisi de yorgundu. Aysun, sol yanına, yeşilgöz de sağ tarafına, yatağa uzandılar. O özlem ve özveri dolu bakışlarını, bir-birinden ayırmadılar.

Bir ara, "Aşkım," dedi Aysun, "hangi erkekleri daha güzel buluyorsun?"

Yeşilgöz, biraz düşündü. "Bire-bir iletişim kurduğum erkekler arasında, en güzeli, Tan Tankut."

"Oysa ben, Ulaş'ı da çok karizmatik buluyorum." Bilinen şımarık tavrıyla, kırıttı.

"Ulaş'ın yaşına, yirmi ilâ yirmibeş yıl ekle; karşına ne çıkıyor?"

"Bilmem? Bâzı insanlar, gençken, çok güzel oluyorlar; yıllar ilerledikçe, çöküyorlar. Diğerleri, gençken, dikkat çekmiyor; ama yaşları ilerledikçe, pırıltıyorlar."

"Oysa Bay Tankut, her bakımdan çok karizmatik bir tip. Hele onun yeşil gözleri..."

"Senin gözlerin gibi. Biliyor musun; bâzen seni, ona, çok benzetiyorum. Bâzı tavırların bile, onun kopyası gibi. Yüz hatların bile, bâzen, ona çok benziyor."

"Gerçekten mi?" Gizem, dudaklarını yumup, gözlerini açarak, gülümsedi.

"İşte; bu tavrın! Tipik Efendim!" Alçak sesle güldü. "O da, böyle, dudaklarını yumarak, gözlerini açıyor; ve gülümsüyor."

"Ama bu tavrım, oldu-bitti vardır. İlginç." Yeşilgöz, düşünmeye başladı. "Aşkım? Senin şu gençliğinin ve güzelliğinin gizemi nerde yatıyor?"

"Sanırım, çok çalışmaktan geliyor. Spor da yapmam."

"Peki; yapay bir şekilde güzelliğini ve gençliğini yönlendirdin mi?"

"Plastik cerrâhî mi? Hâyır! Aslâ! Benim annem ve babam da, aşırı derecede göze hitâb ediyorlardı. Ortalama olarak, benim şu ânki yaşımdayken, onları kaybettim. Benim şu ânki durumumdan, çok daha genç gözüküyorlardı."

"Tıpkı benim annem ve Bay Tankut gibi. Babam, sanırım doğal yaşının getirdiği görüntüde duruyor."

"Biliyor musun; bâzen, tanıdığım erkeklerin kalitesizliğinden de, kendimi, çalışmaya koşullandırdım. Benim Efendim, yaşamımda olsaydı, kesinlikle dahâ az çalışırdım. Şu sıralar, o, yakınımda olduğu için, işkolik tavrımı unutuyorum."

"Ne büyük rastlantılar yaşadık; hâlâ inanamıyorum. Bu kadar rastlantı, bu evrende, sanırım, yalnızca Alazköy'de olmuştur."

"Ve tüm gelişmeler, bizim leyhimize oldu; sanırım, evrene çokça iyi niyet yolladık."

"O büyük insanı gördüğüm ân, mesleğe adım atacağımı anlamıştım. Ve biz, sen ve ben, meğerse, ilk görüşte âşık olmuşuz; ama ikimiz de, daha önce bu tür duyguları hiç sorgulamadığımz için, bu aşkı, hemen farkedemedik."

"Aşkım, benim yaşım, sıklıkla aklına geliyor mu?"

Gizem, sanki yaşamının en korkunç haberini duymuş gibi silkendi. "Ne?!"

"Hiç mi yaşım, aklına gelmiyor?"

"Şu âna kadar, tamı-tamına kaç yaşında olduğunu bile bilmiyorum. Ben, 'seni' sevdim. Yıllar, zâten akıp-gidiyor; günümüzü yaşamaya bakalım."

"Yarın ölecekmişiz gibi, günümüzü, 'gün' yapalım; hiç ölmeyecekmiş gibi, umutlarımızı yitirmeyelim."

Gizem, büyük aşkının kafasını, avuçları içine aldı; gözlerini yumarak, dudaklarıyla, onunkilere dokundu. Uzun süre sonra, dudaklarını ayırdı. "Senin soluğun, o kadar güzel kokuyor ki, aşkım; doyamıyorum; hiç bir şeyine doyamıyorum; öleceğim aşkımdan!"

"Biz, hep aynı mı düşünmek, hep aynı mı sezinmek yükmündeyiz?"

"Taptığım tek varlıksın," diye vurguladı yeşilgöz.

"Sen de, benim taptığım tek varlıksın, sevdiceğim."

"Günün birinde, bir-birimize karşı kırıcı olursak, aslâ aşırıya gitmeyelim, aşk tanrıçam. Olur mu?"

"Söz veriyorum, aşkım; aslâ aşırıya gitmeyeceğim. Aşkım? Şu dövdüğün adama, ne oldu?"

Gizem, biraz şaşırdı. "O da nerden geldi aklına, tek sevdiceğim?"

Sarışın başını, yeşilşgözün göğsüne yassladı. "Seninle, yatak dışında konuştuğumuz son konu, bu idi, biriciğim. Ne oldu ona?"

"Hâlâ Anamas Kliniği'nde. Umarım, akıllanmıştır. Karısı, laboratuara geldi. Bana, teşekkür etti. Ayrıntılı bir tanışma konuşması yürüttük. Onu, çok seveceksin."

Bu kez, Aysun, şaşırdı; başını kaldırıp, aşkının güzel yüzüne baktı. "Tanışmam gerektiğini de nereden çıkardın?"

"Çünkü, bir savunma sporu kursu açıyoruz. Sen de kursa geliyorsun."

Yeniden, o güzel göğse yaslandı. "Deli kız! Peki, jandarma ne diyor?"

"Bulut, klinik çalışanlarına, kendisini, biz düzine erkeğin dövdüğünü söylemiş."

Aysun, ilk kez kahkahâlarla güldü. "Ciddî olamazsın!"

"Tatlım, bana inanmıyorsan, Oya Kaygusuz'un haberlerini oku."

Aysun'un, gülmekten, tüm bedeni titriyordu. "Ama sanırım, onu anlıyorum; hangi erkek, bir kadından dayak yediğini, itirâf edebilir? Peki jandarma?" Gizem, sustu. Lüleli sarışın, parmaklarının uçlarıyla, yeşilgözün göğsüne hafifçe iki kez tıkladı. "Aşkım? Neyin var? Jandarma, ne diyor?"

"Jandarma, hâlâ gelmedi."

Aysun, yeniden fırladı. Büyük aşkının, şaka yapmadığını gördü; yeniden başını yasladı. "Artık, hiç bir şeye şaşırmam."

"Bu arada; ilk kez kahkahânı duydum; çok hoşuma gitti."

Aysun, yeniden başını kaldırdı; ve sevdiceğine, dudaklarını uzattı.


***


Tarih: 23.10.2014 Bölüm: Kara sevdâmsın sen!

Öykünün tüm parçaları
- 8. parça
- 7. parça
- 6. parça
- 5. parça
- 4. parça
- 3. parça
- 2. parça
- 1. parça


Tüm Bölümler
10. bölüm: Kutluluklar ola! (Hazırlanıyor!)
9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
7. bölüm: Öleceğim özleminle!
6. bölüm: "Seni seviyorum!"
5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
3. bölüm: "Ben, kimim?"
2. bölüm: Araştır ve bul!
1. bölüm: Aradık ve bulduk!
Kara sevdâmsın sen!
© Erol Sürül | Sitemin tüm hakları saklıdır.