8. bölüm Kara sevdâmsın sen!
3. kısım


        Beş sâniye sonra, kapı zili çaldı. Aysun, dudaklarını, öpücükten kopararak, yataktan fırladı. "Ben, bakarım," dedi ve sabahlığını giydi. Kapıya vardığında, monitörden, aşağıyı denetleyince, yalnızca gülümsedi.
        "Gözde? Gerçekten sen misin?" Gözde'nin yanında, saçları hafif kırlaşmış, dalyan gibi bir delikanlı vardı.
        "Aysun? Sen misin?" Gözde de çok şaşırmıştı.
        Güzel sarışın, hemen düğmeye bastı. "Evet. Hemen yukarı gel! Seni, çok özledim." Yatak odasına koştu. "Annenle baban, geldiler. Sen, kapıyı aç; ben de, bir şeyler giyineyim."
        "Hâyır, aşkım; olduğun gibi kal. Gizleyecek bir şeyimiz yok. Onları, ağırlayalım; sonra giyiniriz. Alt kapıyı, sen, onlara açtın; dâire kapısını da sen aç."
        Aysun, "Peki," dedi ve odadan çıktı. Gizem de ardından gitti. Yeşilgöz, doğrudan mutfağa geçti.
        Sarışın lüleli güzel, kapıya vardığında, beklemeden açtı. Dışarı baktı; hâlâ gelmemişlerdi. Anahtarı alıp, dışarı çıktı; asansör de, o sırada gelmişti.
        Kapı açılır-açılmaz, Aysun ve Gözde, kucaklaştılar. Telâşlı özlem kargaşası sırasında, Gürel Gözsel, bavulları, asansörden çıkardı.
        İki kadının öpüşüp-sarılması bitince, Aysun, Gürel'e elini uzattı. "Sanırım, beni tanıyorsunuzdur. Ama ben, sizin adınızı, bir türlü Gizem'e sormadım."
        "Öncelikle; o eli sıkmıyorum; ben de bir kucak isiyorum. Benim adım Gürel."
        Bir nezâket sarılmasının ardından, dâireye geri döndüler. Gürel, bavulları, girişin sağında yere bıraktı.
        "Gizem nerde?" diye sordu Gözde. Salonda, çevresine bakındı.
        "Mutfakta; gelir şimdi. Siz, önce biraz dinlenin." Oturma odasının kapısını açtı; konukların, içeri girmesini sağladı.
        "Burada çift salon mu var?" diye sordu Gürel. "İlginç."
        "Buyrun; istediğiniz yere oturun. Evet. Bir salon, bir de oturma odası var."
        Tam oturmuşlardı ki, Gizem, elinde dört çaylı bir tepsi ile çıkageldi. Gargaşa, yine başlamıştı. Gizem, tepsiyi, güçlükle sehpânın üzerine bırakabildi.
        Gözde, yavrucağına, doya-doya sarıldı; doya-doya öptü ve kokladı.
        "Geleceğinizi, neden yine haber vermediniz? Hava alanından, gelip, sizi alırdım."
        "Biz, Aysun'un kutlamaları için geldik, kuzucuğum."
        Gizem, sarılmış hâlde, Aysun'a baktı. Güzel sevdiceği, şımarıkça gülümsüyordu. "Onları, ben dâvet ettim, sevgilim."
        "Dur, kadın; biraz da ben sarılayım kızıma." Gürel, kızına sıkı-sıkı sarıldı. "Seni, çok özledim, fındık kurdum. Telefon ve internetle haberleşmek, yetmiyor ki."
        "Ben de seni özledim, baba." Ama kolları, babasını, pek sıkı sarmıyordu. "Peki, oturun; çaylarımız soğumasın." Gidip, Aysun'un yanında oturdu.
        Gözde ve Gürel de, onların karşısında oturdu. Bir süre, yalnızca bakıştılar. Birileri, çayını karıştırırken, diğerleri, ilk furtunu çekiyordu.
        "Aysun! Kuzucuğum! Doğru mu anladım? Benim tahminlerimi, gerçeğe mi dönüştürdünüz?"
        "O kadar belli oluyor mu, Gözde'cim?"
        "Anneler, görür. İlk geldiğimde de, bir-birinize, aşırı yakındınız."
        "Ama o zamân, biz de habersizdik, anneciğim."
        "Siz, nelerden bahsediyorsunuz? Beni de aydınlatın," dedi Gürel.
        "Ah Gürel! Hep geç uyanırsın! Tıpkı sabâhları kalkmayı, bir türlü öğrenemediğin gibi!"
        "Ne yaptım şimdi? Bir kusurum mu var?"
        "Güzel düşün bir kere; saat on; bu dâirede yaşayan iki kadın da, saat onda, sabâhlıklarının içinde." Kalktı ve Gizem'in önüne gitti. "Kalk bakiim, kuzucuğum."         Gizem'in yüzü kapıya bakacak biçimde, döndüler. Gözde, önce kızının sabâhlığının bağını, sonra da sabâhlığını açtı. Kuzucuğunun çıplak bedenine sarıldı. Onu, sağdan-soldan öptü.
        Gürel, Aysun'a baktı; yüz ifâdesinde, sorular vardı.
        "Kuzucuğum, seni, çok seviyorum; çok."
        "Ben de seni, çok seviyorum, anneciğim. Mutluluğumun, seni, bu kadar mutlu etmesi, inanılamacak kadar güzel bir sezi."
        Gözde, bir el hareketiyle, Aysun'u da yanlarına çağırdı; Güzel sarışın, onlara varınca, üçlü biçimde sarıldılar.
        "Mutlu musunuz, cânlarım?"
        Gürel, sonunda anlamıştı! Kendine, sithem etti.
        "Hem de çıldıracak kadar mutluyuz," dedi Aysun.
        Gizem, sabâhlığını, yeniden bağladıktan sonra, üçü de koltuğa geçti; Gözde, iki sarışının arasına oturdu. Duyarlı anne, ikisini de kucaklıyordu. Sarışınlar, kafalarını, anlayışlı annenin göğsüne yaslamıştı.
        "Hep böyle mutlu olun; olur mu? Arkadaşım ve kuzucuğum, artık iki çok mutlu kişi oldular." Neredeyse ağlayacaktı.
        "Kızlar, siz, bunu, ne zamân ve nasıl farkettiniz?" diye sordu Gürel.
        "Aysun, gecenin birinde, uyuyamamıştı, baba. Benim odama gelip, yanımda yatmıştı. O gece ve ertesi sabâh, bir-birimize birer mâsum öpücük vermiştik; aslında, her şey, orada başlamış oldu."
        "Bizim mutluluğumuz, bununla sınırlı değil," dedi Aysun.
        "Oha! Daha ne var?" diye merâk etti Gürel.
        "İkimizin de erkek sevgilisi var," dedi Gizem.
        "Şimdi siz, biseksüel mi oluyorsunuz?" diye sordu mutlu anne.
        "Aslında, hâyır, anneciğim. Bizim, bu tür yönelimimiz, yalnızca bir-birimize karşıdır; en azından, şimdilik. Yâni, başka kadınları, güzel bulabiliriz, ama aşk ve cinsellik açısından, hiç bir anlam taşımıyorlar."
        "Belki de yalnızca çok âşıksınız," dedi Gözde.
        "Sevgilim, böyle tahminleri, zamâna bırakalım. En azından, çıldırabilecek kadar mutluyuz. Şimdilik, bu kadarı, bize yeter."
        "Peki, erkek arkadaşlarınız? Kimdirler?" diye sordu Gürel.
        "Birisi, buralarda çok ünlü sayılır," dedi Gizem. "Alazköy'ün ilk 'mâlîyet babası' olan Tan Tankut; Aysun'un sevgilisidir. Benim sevgilim de, Ulaş Uzer adında bir avukat. O da, Alazköy'e, bizimle aynı haftada geldi; ve o da, aynı koşullarda buraya yerleşti."
        "Ne bileyim," dedi Gürel "Bu kadar Güzel gelişme karşısında, gerçekten çıldırılabilir. Biz de mi buraya yerleşsek, kadın?"
        "Abartma, Gürel! Şimdilik, yalnızca kızımızın ve arkadaşımın mutluluğuna sevinelim."
        "Siz, sohbete devâm edin; ben de, size, kahvaltı hazırlayayaım," dedi Aysun; ve kalktı-gitti.
        Aysun, çıkınca, Gürel, şaşkınlık ve hayrânlıkla, ardından baktı. "İnanamıyorum! O kadar zengin kadın, bize, kahvaltı hazırlıyor! İstese, bir hizmetçi ordusu görevlendirebilir."
        "Şimdi biz, anne-baba olarak, ne kadar mutluyuz; düşünebilir misin, adam?"
        Anne-baba, şaşkınlığa devâm ederken, Gizem, gülümsüyordu. "Ben de aşkıma yardım edeyim." O da kalktı-gitti.
        "İtirâf etmek gerekirse, şu biseksüellik konusu, suratıma, bir tokat gibi çarptı."
        "Be adam! Ben, konuya, kasten yavaş-yavaş girdim. Umarım, şimdi, gerçekten uyanmışsındır."


        Mutfağa girince, büyük aşkına, arkadan sarıldı. "Sana tapıyorum, aşkım. Bizimkiler, gerçekten çok mutlu. Onlara, bunu bildirmek, bizim sorumluluğumuz idi."
        "Ben, senin için ölürüm, biricik sevgilim. Ama annen, biraz seni anımsattı bana."
        "Öyledir de; ama onunkisi, erkillik mi, yoksa ardında başka nedenleri mi var; bunu, bilmiyorum." Sevdiceğinin boynunu koklayıp-öptü.
        "Aşkım, şimdi bırak beni de, kahvaltıyı hazırlayalım."

***


Târih: 23.10.2014 | Bölüm: Kara sevdâmsın sen!

Öykünün tüm kısımları
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
8. bölüm Kara sevdâmsın sen!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.