8. bölüm Kara sevdâmsın sen!
6. kısım


        Saat tam onbeşte, kapı zili çaldı. Kurtuluş, koşup-açtı. Tankut'u karşılamak amacıyla, kapı dışına çıktı. Yakışıklı konuğunun rahât tavırları, onu etkilemişti. Çıta gibi delikanlı, zarif adımlarla kendisine yaklaşıyordu.
        "Hoş geldiniz, Bay Tankut. Ben, Kevork Kurtuluş," diyerek, hafifçe öne eğildi.
        Tankut, karşısındaki pala bıyıklı adama, elini uzattı. "Hoş bulduk, Bay Kurtuluş. Ben, Tan Taner Tankut."
        Kurtuluş, kapıyı açarak, konuğunun girmesini sağladı. "Bay Tankut, Bayan Ağtunç, ev çalışanları ile bir görüşme yapıyor. Siz, oturup-dinlenin. Size ne getirebilirim?"
        "Bir burgu lütfen." Kurtuluş, uzaklaştı. Tankut, salonu, gözden geçirdi. Düzenlemesi, neredeyse kendi eviyle bire-bir aynydı. Hattâ piyano ve onun üzerindeki keman da, aynı düzende yerleştirilmişti. Gülümsedi. 'Yoksa, benim kölem de mi piyano çalıyor?' diye düşündü.
        Sırtını, piyanoya dönük biçimde, bir koltuğa yerleşti. Bacak-bacak üstüne atarak, rahâtına baktı.
        Kevork, burguyu, masanın üzerine koyarak, uzaklaştı.

***

        Saat onbeşi dakikalar geçerken, tüm âile, evde toplandı. Gizem, bu güzel güneşli havayı değerlendirme yanlısıydı. "Ne dersiniz; dışarda yemek yiyelim mi?" diye sordu anne-babasına.
        Kadınlar, mutfak işleriyle uğraşırken, Gürel de kahvaltı masasında oturmuş, onların sohbetine katılmıştı. "Hârika olur, fındık kurdum," dedi delikanlı adam. "Nasıl bir mekân seçersin?"
        "Anne?" dedi Gizem; amacının, belli olduğunu varsayıyordu.
        Gözde, seviniyordu. "Evet! Hârika olur!" Gizem'e, göz kırptı.
        "Yine neler karıştırıyorsunuz? Neden ben, her şeyi en son öğreniyorum?" diye sithe etti Gürel.
        "Babacığım, babalar, en son duyar! Bu, evensel bir kuraldır." Gülüyordu. "Hadi, hemencecik, biraz dahâ şık giyinelim."
        On dakika sonra, yine pasaja varmışlardı. Gizem, bu kez, öfkelendi! "Şu kadın, beni çıldırtacak!"
        Anne-baba, yine sola baktı; Bilge, yine oradaydı. "Kızım, biraz dingin ol," dedi Gözde. "O, sana, aslâ râkip olamaz."
        Yeşilgöz, küçük el çantasından, telefonunu çıkardı; bir numara seçip-aradı. "Şu Bilge Tolon, ne amaçla buralara geldi?"
        Ulaş, Uzun Gölet sâhillerinde, oturup-dinleniyordu. Efendisinin sesini duyunca, kalbi duracak gibiydi. "Efendim, üç kez kapı zilimi çaldı; açmadım. O, görmek isteyeceğim en son kişidir. Ben, sizden başkasını arzulamıyorum."
        "Bir dahâya kapını çaldığında, beni ara; ben, gerekeni yaparım."
        "Buyruğunuz, beni, mutlu ediyor, efendim."
        Gizem, telefonu kapattı.
        "Kızım, sen, Ulaş'la konuşurken, benim bile, kalbim duracak gibi oluyor," dedi Gürel. Yüzünde, ciddî bir ifâde vardı.
        "Hadi; gidiyoruz," dedi Gizem; ve annesinin-babasının arasına girip, onların kollarına girdi.

***

        Saat onbeşi çeyrek geçe, Aysun, merdivenlerin sağındaki kapıdan çıktı. Efendisini görünce, bir-kaç adım aradan sonra, durdu; ve gereğince; başını, öne eğdi.
        Tankut, oturduğu yerden kalkarak, kölesinin yanına gitti. Önünde durdu; kısa süre sonra, Aysun'un çenesine, iki parmağının uçuyla dokunarak, başını kaldırdı. "Evin, bana çok tanıdık geldi; pek memnûn oldum."
        Sarışın güzel, efendisinin gözlerine bakma cüreti gösterdi. "Efendim, ben, size, her zerremle bağlıyım; her ân yanınızda olup, özleminizi çekmemek arzûsundayım."
        "Sıklıkla görüşürsek, cânımzı yakarız; böylesi, çok dahâ hayırlıdır."
        "Siz, nasıl uygun görüyorsanız, Efendim."
        "Çok mutlu olmana karşın, sende alışılmadık bir durgunluk seziyorum; nedir güzel cânını sıkan?" Eli, hâlâ kölesinin çenesinin altındaydı.
        "Ne hâddime, Efendim. Siz, yanımdasınız ya; başka hiç bir şeyin önemi yok; elbet de Gizem'i de sizinle aynı konumda görüyorum."
        "Cezâlandırılmak mı istiyorsun?" Bakışları, bu kez çok sertti.
        "İzin verirseniz; Gizem, yaralı popomdan, mutlu olmuyor."
        "Ama bana aktarmak istediğin asıl konu, bu değil. Söyle bana derdini, güzel köle."
        "Gizem'in annesi ve babası geldiler, Efendim."
        "Sanırım, anlamaya başladım; Bayan Gözsel'in annesiyle, iyi arkadaş oldun."
        "Onu, çok sevdim, Efendim. Emînim ki, siz de, onu, çok seveceksiniz."
        "İnanıyorum. Ne de olsa, dünyâdaki en güzel ve en şirin kızın annesi."
        "Anlayışınız için, sonsuza dek, köleniz kalmayı arzûluyorum, Efendim; izniniz olursa elbet."
        Tankut, sevdiceği ve kölesinin çenesini, bıraktı. O kahverengi gözlere dahâ çok takılsaydı, kendinden iyice geçebilirdi. "Bu akşam, burada kalalım; Bayan Gözsel de, uzun sürenin ardından, âilesiyle yalnız kalma fırsatı yakalasın."
        "Çok güzel düşünmüşsünüz, Efendim. Ben, Gizem'e olan aşırı bağlılığımdan, bâzen, gerektiği kadar ayrıntılı düşünemiyorum."
        Tankut'un gülümseyişi, Aysun'un yüreğini hoplattı. "Unutmadan da söyleyeyim; açılış balosunda, umarım, güvenlikçi görevlendirmedin."
        "Hâyır, Efendim. Girişteki üç kapıcı dışında, hiç bir durum öngörülmedi."
        "Çok güzel; çünkü salonda, gözle görülmeyen, en az bin kişilik bir koruma ordusu bulunacak. Onlar, aslâ gözükmez; ama, hep orda olacaklar."
        "Af buyurun, Efendim?"
        "Bırak da, benim de bâzı gizemlerim olsun. Artık Bayan Gözsel'i arayıp, yarın, onlarla birlikte olabileceğini bildirebilirsin."
        "Haklısınız, Efendim. Anlayışınız için teşekkür ederim. Gizem'i arayayım."
        Tankut, iki kadının konuşmasının özelliğini gözönünde bulundurarak, uzaklaşıp, banyoya gitti.
        Aysun, telefonda numarayı çevirdi."Aşkım? Beni, hâla bu haftasonu görmek istiyor musun?"
        Gizem, anne-babasıyla, Alazdibi'ne doğru yüyüyordu "'İstiyor musun?' da ne demek!" dedi Gizem. "Ben, senin için ölürüm."
        "Öyleyse, yarın bana gelin. Yeni evimi de görmüş olursunuz. Erken saatlerde gelebilirsiniz."
        "Demek ki, Bay Tankut, seni gerçekten salıveriyor. Çok sevindim."
        "Çok anlayışlı bir insan benim Efendim. Âilece, bir-kaç saat yalnız kalabilmeniz için, bugün, beni yanında istiyor."
        "Dünyânın en iyi insanları, Alazköy'de toplanmış sanki. Ben, o 'babalığı' öperim. Söyle ona, ilk gördüğümde, bir öpücüğü hakkediyor."
        "Yarın görüşürüz, büyük aşkım."
        Tankut, banyodan, açık saçlarıyla çıktı. Aysun, bu görüntüye dayanamıyordu! Efendisini, açık saçla görünce, onbin yıl öncesinin ilkelliğini düşleyip, şehvete kapılıyordu.
        "Ne dedi Bayan Gözsel?"
        Hülyâlardaki Aysun, kendine geldi. "Efendim, çok sevindi. Yarın, erken saatlerde, bana gelecekler. Bir de, ilk gördüğünde, sizi öpecekmiş."
        Tankut, kölesini, kollarına kaldırıp, merdivenleri, yukarıya tırmandı.
        Aysun'un kalbi, tekliyordu! Çok âşıktı bu adama; çok! "Efendim, bugün, duş almaya fırsatım olmadı."
        "Şikâyetçi olan mı var?"
        "Sizin köleniz olmak, yeryüzündeki nâdir mutluluklardan biridir, Efendim."

***

        Alazdibi Kuytusu'na çok yaklaşmışlardı. Gürel, gördüklerini hazmetmeye çalışıyordu. Telefonla konuşan Gizem, arkalarda kalmıştı.
        "Anne! Baba! Yarın sabâh, Aysun'un evine gidiyoruz. O da bugün, ilk kez kendi evinin donanılmış biçimini gördü."
        "Yalnız, kültür şoku geçirmeyelim; o, koskoca milyarder; biz ise, yalnızca orta düzeyli bir âileyiz," dedi Gürel.
        "Gürel, sen hep böyle mi kalacaksın? Aysun'un bireysel tavrını, hiç mi görmedin? O, açıkgönüllü, hiç de şımartılmamış bir kadın. Geldiği yeri, aslâ unutmaz."
        "Aynen öyle, anneciğim. Yaylalara çıktığımızda, eski yayla kulübelerini gösterdim; yılın bir kısmını, böyle bir kulübede geçirip-geçiremeyeceğini sordum; o da, açıkgönüllü bir biçimde, Bay Tankut ve kendisinin, zengin doğmadıklarını söyledi. Her koşula adapte olabileceğine, beni inandırdı."
        "Peki; sen, o ânda ne yaptın, fındık kurdum?"
        "Onunla, hemen oracıkta seviştim!"
        Gürel, yalnızca gülerken, Gözde, bu aşk öyküsüne, imrendi. "Zâten lüks yaşam varken, senin bu küçük dâirende, seninle birlikte yaşamış olması, bunun kanıtı idi," dedi Gözde.
        "Kızım, bir soruma, tam yanıt gelmemişti; siz 'biseksüel' değilseniz, nesiniz?"
        "Baba, bu konuda da kafa yordum. Ben, Aysun'la olan ilişkimi, 'tekyönelim' olarak tanımlıyorum. Bu alanda da, Aysun ve ben, gerçekten örnek teşkil ediyoruz. Bizim, bir-birimize olan bağlılığımız, o kadar derin ki, bu sevgide, sınır tanımıyoruz; öyle ki, 'mahrem' kavramı bile, bize, uçuk kaçıyor."
        "Herkesim 'özeli' vardır, kuzucuğum," dedi Gözde.
        "Anneciğim, sen, 'çok, ama çok özel' diye tanımladığın bir alanı düşün; işte; o alan, bizde kayboluyor. dahâ mı açık olayım; tuvalette bile, bir-birimizden çekinmiyoruz."
        "Güzel kızım benim! Demek ki, sizin aranızdaki bağ, evrenin tüm güçlerinden dahâ da sağlamdır. Bu da, bir anneyi, çok mutlu eder."
        "Anlamakta zorluk çektiğim bir konu var," dedi Gürel. "Onu, Bay Tankut'tan kıskanmıyor musun, fındık kurdum?"
        "Aslâ! Bay Tankut, bana, ne dedi, biliyor musunuz? 'Eğer benim kadınım, benim ona sunacağım gereksinimlerde, başka bir erkeğe yönlenirse, o kadın, benim için yoktur. Ama siz, güzel kızım, ona, benden, aslâ karşılayamayacağı gereksinimlerde olanak sunyorsunuz.'"
        "Yaşam, bize, sürekli yeni deneyimler tattırıyor," dedi Gözde.
        "Anneciğim, Aysun'la seviştiğim ilk gece, ben, kölemden, yeni geri dönmüştüm. Aysun, benim mutlu olmama, o kadar mutlu oldu ki, onun, bu mutlu tavrı, sevişmemizi, dahâ da körükledi. Ama ertesi sabâh, bir-birimize söz verdik; birimiz, bir erkekle seviştikten sona, yirmi dört saat boyunca, bir-birimize fazla yaklaşmayacağız."

***


Târih: 23.10.2014 | Bölüm: Kara sevdâmsın sen!

Öykünün tüm kısımları
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
8. bölüm Kara sevdâmsın sen!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.