9. bölüm Mutlu başlangıçlar!
1. parça


Aysun, dejavü yaşıyor gibiydi.

Pembe, yarı saydam neglijesinin üstüne, aynı kumaştan yapılmış olan sabâhlığını giymişti; pembe püsküllü terliklerini de unutmamıştı.

Merdivenden aşağı inerken, çevreyi gözetledi; bu ortamı, tanıyordu; ama yalnızca benzerini, sıklıkla görmüştü. Koltukların üstüne baktı; sevimli yaratık Hun yoktu; sarışın güzel, hüzünlendi. "Nerdesin, küçük sevgilim?" diye mırıldandı.

Son basamağı da aşınca, durdu ve yeniden çevresine bakındı; yine o uğultayan sessizlik!

Bilinçaltından, bakışını, sol arkaya çevirdi; mutfağa giden holün kapısıyla karşı-karşıyaydı. O kapıyı da ardında bırakarak, mutfağa girdi. Tankut'un mutfağının bir benzeriyle karşılaştı. Ertesi gün, öğleyin ve akşamleyin de buraya uğramıştı; ama şimdiki koşullar farklıydı; ve çevresini, farklı olarak algılıyordu.

Dilinde, bir şarkıy mırıldanırken, kahve makinesini hazırladı. Koyu sıvı akarken, mutfağı daha iyi tanıyabilmek amacıyla, tüm kapakları ve çekmeceleri açıp, içlerini yokladı. Ev çalışanları, her zamânki gibi, tertipli iş yapıyordu; mutfağın hiç bir yanında, en ufak bir kusur yoktu.

Tankut'un evinde, karınyağlı yumurta yemişti; kahve akarken, hazır doğranmış karınyağı çıkarıp, yumurtalarla kavurdu; tavanın içeriğini, iki tabağa aktardıktan sonra, bir tepsiye yerleştirdi. Başka bir tabağın içinde, tepsiye, kepekli ekmek de koydu.

İki bardağı da, meyve suyu ile doldurup, yanlarına koydu. Son olarak da, iki kupayı, kahve ile doldurup, tepsiye, son şeklini vermiş oldu.

Sağ elinde tepsiyi tutarken, sol eliyle, kapıyı açtı; ve mutfağı terketti.

Sarışın lüleli güzel, yatak odasına vardığında, küçük bir sürpriz ile karşılaştı; Tankut, döşambrını ve terliklerini giymiş; pencerenin önünde, alacakaranlığı izliyordu. Aysun ise, içeri girince, biraz bocaladı; kapıyı ardından kapayarak, olduğu yerde durdu.

"Gel; durma, gel," dedi Tankut; aynı ânda bir el işâreti de yaptı; Aysun'a doğru bir-kaç adım atarak, elinden, tepsiyi aldı. "Yatakta mı kahvaltı yapalım, yoksa pencere önünde mi?"

"Efendim, yatak kahvaltısı için, çok yorgunum."

Tankut, tepsidekileri masanın üzerine yerleştirirken, "Gel öyleyse," dedi; tatlı bir gülümseme ile, Aysun'un yüreğini hoplatıyordu.

Güzel kadın, masanın sol yanına oturdu.

Tankut da, karşısına geçti. "Artık başını, öne eğmen gerekmez; kahvaltının tadını çıkar. İki dostmuşuz gibi iştâhla yumurtanı ye ve kahveni iç. Fazla cılız kadınlardan hoşlanmam; kilo vermen, pek güzel olmaz." Portakal suyundan, büyük bir yudum çekti. "Pek de susamışım yahu!"

Kölesi de, bir yudum meyve suyu alırken, başını kaldırıp-gülümsedi; bu kez Tankut, içinin eridiğini sandı; çok güzel bir yaşam arkadaşı vardı.

"Aysun Hanım? Sen, sıklıkla gülümsemelisin; sana, çok yakışıyor."

"Haklısınız; siz de öyle yapın; her gülümseyişinizde, kalbim, duracak gibi oluyor."


***

Saat daha yeni sekiz olmuştu. Ulaş, sıcacık bir duş aldıktan sonra, bornozunu giyerek, daha önce hazırladığı kahvaltı sofrasına oturdu; zâten kahve makinesinden, son damla da yeni dökülmüştü.

İskemleye otururken, kupasından, keyifle bir yudum sıcak kahve çekti. Ekmeğine yağ sürmeye yeni başlamıştı ki, telefon tınladı.

"Ben, Uzer; buyrun?" Sandalyede geriye esnedi.

"Günaydın, evlât. İki kafadar olarak, bugün buluşalım mı?"

"Günaydın, Gürel. Sen, hep, en doğru şeyi yapmaya yükümlü müsün?"

"Ama herkes, öyle olduğumu söyemiyor. İstersen, bir ara bizim karıyla konuş; sana, neler alatır, neler! Aklın durur!"

Ulaş, güldü. "Anlıyorum; en azından tahmin edebiliyorum. Uzun yıllardan sonra, ufak-tefek sataşmalar olur; ama sizinkisi, tatlı atışmalar; büyük keyifle, tanıklık ettim."

"Aslına bakarsan, seninle, tüm günümü geçirmek isterdim; ama şu kadın milleti yok mu!"

"Aysun da bugün sizinle; yanılıyor muyum?"

"İyi ki söyledin. O kadını, ben, çok sevdim. Hiç de milyarder tavırlı biri değil."

"Al; benden de o kadar! İstersen, biraz sonra Kıran Kafe'de buluşalım."

"Ben, en geç saat onda, doğrudan sana, eve geliyorum. Ondan sonrasını, artık zamân gösterecek."

Anlaşmaya varmışlardı.


***

Tankut, sevdiceğinden ayrılmaktan, mutlu değildi; ama o güzel nar dudaklısının mutlu olması, onu, anlayamayacağı derecede mutlu ediyordu.

Aysun'dan ayrılınca, biraz kentte gezinecek yerde, doğrudan eve gitmeyi yeğledi. Cânı, biraz müzik çekmişti; hazır yalnızken, doya-doya piyanosuna yönelecekti.

İçeriye girdiğinde, ceketini çıkarıp, bir koltuğun üstüne bıraktı. Ardından da, salonun barına gidip, bir bardak portakal suyu hazırladı. Altlığı, piyanonun üstüne yerleştirerek, büyük bir yudum aldı; ve bardağı, altlığın içine bıraktı.

tabûreyi çekerken, tuş kapağını açtı. Parmaklarını ısıtırken, havaya bakarak, biraz düşündü.

Bestesi Kutlu Payaslı'dan, sözleri ise, Bekir Mutlu'ya değin olan bir parçayı seçti: 'Saçıma ak düştü; yüzüme yıllar'. Ve tuşları, okşamaya başladı.

'Sen, baharsın daha...' Buraya kadarını, tenör ve basbariton karışımı bir ses türüyle yorumladı. Basbariton ve bas karışımı bir ses ile devâm etti. '...ben, sarı eylül...' Tenör-basbariton ile devâm etti. '...sen, goncasın açan; ben, kuruyan gül. Sen, alev-alevsin; ben, kavrulan kül.' Basbariton-basa geçti. 'Saçıma ak düştü; yüzüme, yıllar; bahar, sende kalsın; bende, acılar.'

Şarıkının ortasında, ev halkı, dış kapıdan içeri girdi. Tankut, hiç de istifini bozmadı; çalıp-söylemesini sürdürdü. Yanlarında getirdikleri Hun, koşarak, Tankut'un yanına vardı; ve müziğe kulak verdi. Ev halkı, büyük bir hâzla, patronlarının sesine dinledi.

Şarkı bittiğinde, sedyesi ile birlikte, sağa döndü. Hun'u kucağına aldıkan sonra, bakışını, çalışanlarına yöneltti. "Hayrola? İstirahâtinizi, neden bozdunuz?"

"Bay Tankut, siz, eve geri dönünce, belki bize gerek duyarsınız diye düşündük," dedi Tuğbay.

Tankut, dudaklarını büzdü; ortalarını yükseltti ve gülümsedi. "Ne olursunuz; bu kadar iyi yürekli olmayın; beni de şımartabilirsiniz."

"Size, cân fedâ," dedi Sevil Sekmen; sonra da, sözlerinden ötürü utandı.

Tankut, kısık sesle güldü. "Bakınız; bundan sonra, her pazar ve en geç üçüncü tam haftasonu, izinlisiniz. Elbet de pazar yemeklerimizi, sürdürüyoruz; ama durumun uygunluğu doğrultusunda. Bu kurala karşı gelen olursa, bozuşuruz. Her insanın, dinlenmeye gereksinimi vardır."

Ev halkı, hem üzgün, hem de sevinçliydi. "Bay Tankut, yeni komşularımızı, saat dokuzbuçukta gelmeleri için dâvet ettim" dedi Boğa. "Yâni şimdilik kalmamızda, bir sakınca görmüyorum."

"Anlaşıldı. Şimdi; sizin için bir-kaç parça çalabilir miyim?"

"Evet," dedi Boğa. "Tuğbay da buradayken, bize, bir-iki vals sunar mısınız?" Hemen, Tuğbay'ı koluna aldı. Tuğbay da, kendisinin sürüklenmesine izin verdi.

Tankut, Hun'u yere bıaktıktan sonra, tuşları ağlattı: 'Gözlerini, gözlerimden ayırma hiç'.

Boğa ve Tuğbay ise, profesyonel dansçıları kıskandıracak türden bir dans sergilediler.


***


Tarih: 21.11.2014 Bölüm: Mutlu başlangıçlar!

Öykünün tüm parçaları
- 9. parça
- 8. parça
- 7. parça
- 6. parça
- 5. parça
- 4. parça
- 3. parça
- 2. parça
- 1. parça


Tüm Bölümler
10. bölüm: Kutluluklar ola! (Hazırlanıyor!)
9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
7. bölüm: Öleceğim özleminle!
6. bölüm: "Seni seviyorum!"
5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
3. bölüm: "Ben, kimim?"
2. bölüm: Araştır ve bul!
1. bölüm: Aradık ve bulduk!
Mutlu başlangıçlar!
© Erol Sürül | Sitemin tüm hakları saklıdır.