9. bölüm Mutlu başlangıçlar!
3. kısım


Tankut ve üç çalışanı, yeni komşularını, sokak kapısının dışına beklediler. Konuklar, tam sâniyesinde geldiler. Her birinin, bir elinde elbise askısı, diğer elinde de bir çift ayakkabı vardı.

Kevork ve Bigün, gözlerini, bir-birlerinden ayırmak istemiyordu; ama aynı ânda da, nezâket ve görgü kurallarına özen gösteriyorlardı.

Serpil de aynı biçimde, bir gözü Tanıl'ın üzerindeyken, diğer gözüyle, 'o cadaloz'u süzüyordu; belli ki, Tanıl'ı, ondan kıskanıyordu.

Sevil ise, 'O cadı'yla muhattâb olmamaya özen gösteriyordu; çoğunlukla Kaşıçene'yle ilgilendi.

Tan Tankut ve Çiğdem Kaşıçene ise, tıpkı Kevork, Tanıl ve Bigün gibi, erdemlerini koruyorlardı.

Kevork Kurtuluş, "Bizi sokakta karşılama inceliğiniz için, size son derece müteşekkiriz, efemdim; çok nâzikiniz," dedi; muhattâbı, tüm Tankutgiller'di; bu sözleri söylerken, hafifçe öne eğilmişti.

Tankut'un çalışanları, konukların ellerindeki askıları aldılar. Sevil, Serpil'in askılarını, yükümlülükle üzerine aldı; 'iyi ki, askısı, pek hafifti; tıpkı kendisi gibi!'

İçeri girerken, kapıların her ikisini de Tankut açmıştı. "Yapı şekli ile, bizim ev de sizinkine çok benziyor," dedi.

"Size, ev halkının dinlenme odasını gösterelim," dedi Bigün; diğer beş kişi de ardına takıldı. Mutfağa girilen hole girdiler ve daha arkalara kadar yol aldılar.

Çok estetik ve şık donatılmış bir odaya girdiler. Oda, pencere olmamasına karşın, çok hoş bir algılama yaratıyordu. Tankutgiller, konuklarının askılarını, kapaklı gardroba astılar.

O sırada, Tankut, salonun barında, kendisine bir espresso yaptı. Salonun arka kısmındaki yemek salonuna geçti. Masada bir iskemleye oturdu; ve daha önce orada bıraktığı dizüstüyü çalıştırdı.

Arkalardaki altı ev çalışanı, mutfağa geçti. Ağtunçgiller, mutfağın düzenini çok beğenmişti.

Kaşıçene, önceden hazırlanmış kahveyi, bir termosa dökerken, Boğa ve iki genç kadın da, kahve keyfi için gereken diğer işlemlerle ilgilendi.

Tuğbay ve yeni dostu Kurtuluş ise, masada oturup, kısa-kısa sohbetlere daldılar.

"Hadi, baylar; gidiyoruz," dedi Kaşıçene. "Hop-hop!"

Her biri, hazırlanan malzemelerden bir şeyler kapıp, yola koyuldular. Yemek masasına vardıklarında, herkes elindekini, gerekli biçimde masanın üstüne yerleştirdi; ardından da, birer sandalyeye oturdular. Ama Sekmen ve Karakaş, ayakta kalmıştı. Onlar da, tüm fincanları doldurarak, yerlerine oturdular

Tankut, dizüstüyü, çoktan arkadaki bir komidinin üstüne koymuştu. "Bakıyorum, çok hızlı alışmışsınız bir-birinize. Çok güzel gelişme bu."

"Sizin ev halkınızın her biri, kusursuz birer eğitmen, Bay Tankut," dedi Kurtuluş.

"Evet, onlar, vazgeçilmez kişiliklerdir. Bilhassâ bugünkü buluşmamızı, alışılagelmişin dışında, biraz erkene aldık; bunu da, Bayan Boğa düşündü; benim, aklımın uçuna bile gelmemişti bu gereklilik."

"Bay Tankut, bugünkü öğle yemeğini, bahçede düzenlememizi uygun buluyorum," dedi Boğa. "Ne dersiniz?"

"Öyle düşündüyseniz, vardır bir bildiğiniz."

"Öyle. Yarınki Bi-Ge-Bil-Ar açılışı için gerekli çalışmaşarı, bugün yapmayı uygun buluyorum. Böylece, gereksiz zamân kaybını önlemiş oluruz."

"'Bi-Ge-Bil-Ar', ne demek?" diye sordu Karakaş.

"'Tankut Biyokimyâ ve Gen Bilimleri Araştırma' adındaki şirketin, fiîlen açılışı kutlanacak," dedi Tuğbay. "Küçük şirketlerin ya da ara birimlerin açılışına, ev halkı da katılıyor." Tankut'a döndü. "Bay Tankut, Bayan Ağtunç'un ev halkı da orada olacak mı?"

"Dâvetimizi geri çevirmezlerse, neden olmasın?" dedi Tankut.

"Ne demek, efendim; gurur duyarız," dedi Kaşıçene. "Ama Ağtunç Holding'in açılışında olmayacağız sanırım."

"Bilmem?" dedi Tankut. "Ama şu saate kadar onay almamışsanız, bu, açılışa katılamayacaksınız anlamına gelmeli." Yüzünde, sürekli o bitmek-tükenmek bilmeyen, kışkırtıcı gülümseme vardı.

Kurtuluş, çevresine bakındı. "Bu arada; o sevimli yaratık Hun nerde?"

Sevil, sorunun, kendisine yöneltildiğini sandı. "Buralardadır. O, güvendiği biri yanında olmayınca, fazla uzaklaşmaz."

O sırada kapı zili çaldı. "Ahan; konuğumuz da geldi," dedi Boğa ve ayağa kalktı. Herkes ona bakınca, "Bayan Idır gelecekti. O da bu haftasonu evinde yalnız olduğu için, önceden aldığı bir dâveti değerlendirdi."

Yeni konuklar, soru iletir gibi bakışınca, Sevil, yine söz aldı: "Bay Tankut'un sekreteri; dünyâlar tatlısı bir hanımefendi."

"Bayan Boğa, bu tür sürprizleri pek sever," dedi Tankut. "Buna da alışacaksınız."

Idır, yeni komşularla tanıştıktan sonra, sekiz kişilik masanın boş olan uçunda yer aldı. "Bayan Ağtunç'un Alazköy'e taşınması, geçekten herkes içn olumlu sonuçlar doğuruyor," dedi cıvıl-cıvıl kadın.

"En azından, Bayan Boğa'nın neden sekiz kahve fincanı hazırladığını da öğrenmiş olduk," dedi Tuğbay. Işıl'a bakış biçiminde, bir değişiklik vardı; sanki düşlere dalıp-gidiyor gibiydi.

"Bugünkü planlarınız ne, Bay Tankut?" diye sordu Kaşıçene.

Tankut, Boğa'ya baktı. "Aslında pek önemli bir durum yok," dedi Boğa. "Elbet Bay Tankut'un bizzat hazırlayacağı şatobriyandı da gözönünde bulundurursak, geriye, heresin kendi zevkine göre bir şeyler hazırlaması kalıyor. Bilhassa iki hânenin çalışanlarının alışkanlıklarını ve becerilerini karşılaştıracağız. Bayan Kaşıçene'nin mutfağını bilmek isteriz; şatobriyandın yanında, acabâ nasıl eklemeler yapacak?"

"Umarım ki, mutfak anlayışımzda aşırı kutuplarla karşılaşmayız."

"Bir fark, sanırım göze çarpacaktır," dedi Sevil. "Yanlış anlamadıysam, Bayan Ağtunç, ilk kez bu evde domuz eti yedi."

"O da, domuzun, her yerde üretilmemesinden kaynaklanıyor sanırım," dedi Kurtuluş. "En azından, eski yerleşim birimimizde, böyle bir olguya rastlayamadım."

"Alazköy ahırlarında ve kümeslerinde, inanamayacağınız kadar zengin bir çeşitlilik var," dedi Tankut. "Hepsi de bizim başarımızın sonucudur."

"Alazköy'de, çiftlikler de mi var?" diye şaşırdı Serpil.

Bu kez, Idır, söze girdi. "Elbet de; mezrâlarda, herkesin göremeyeceği kuytularda, dev çiftlikler var."

"Peki; herkes görebilir mi o çiftlikleri?" diye bilmek istedi Kurtuluş.

"Ne zamân isterseniz," dedi Boğa; pala bıyıklı delikanlıyı, göz uçundan sürekli süzüyordu. "İsterseniz, başka bir haftasonu, bilrlikte dağlara ve ormanlara çıkabiliriz."

Sevil Sekmen, kırıtmamak için, kendini güçlükle tutabildi.

Tankut ise, daha ciddîydi. "Fırsatınız uygun olduğunca, hafta araları bile çıkabilirsiniz," dedi. "Bunun için, illâ ki haftasonunu zorlamanız gerekmez."

"Bayan Ağtunç'un, bu duruma bakış açısı, farklı olabilir," dedi Kaşıçene.

"Sanmıyorum," dedi Tuğbay. "Sonuçta, Alazköy'de kurulmuş olan düzene, uyum sağlamaya koşullanmıştır kendisi. Bugün aramızda olmanızın nedelerinde birisi de, budur."

"Bay Tuğbay ile aynı fikirdeyim," dedi Serpil Karakaş.

Kurtuluş, Idır'a döndü. "Bayan Idır, siz, Bayan Ağtunç hakkında ne düşünüyorsunuz?"

"Ben, kendisiyle, sizin kadar geniş çaplı bir iletişim kuramamış bulunuyorum. Onun için, kesin bir sonuca varmam, pek sağlıklı olmaz. Ama kesinlikle değineceğim bir nokta var; yüzü, sürekli ışıl-ışıl." Tuğbay, gülmekten kendini alamadı. "Niçin güldünüz, Bay Tuğbay?"

Tuğbay, hâlâ tatlı-tatlı gülüyordu. "'ışıl-ışıl' demenize güldüm."

Bu kez, masadakilerin çoğunluğu güldü. "Oysa ben, bu kavramı, pek ağzıma almam; umarım ki, hayıra vesile olur," dedi Idır.

Tuğbay'ın yüzündeki pırıltı, aylar öncesinde Sekmen'in dikkatini çekmişti. Genç kadının içinde, anlamadığı bir sevinç vardı. 'Sakın Karakaş'a beslediğim sevimsizlikten olmasın?' diye düşündü.


***


Târih: 21.11.2014 | Bölüm: Mutlu başlangıçlar!

Öykünün tüm kısımları
- 9. kısım
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
9. bölüm Mutlu başlangıçlar!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.